Astım
Astım
Astım (tıp dilinde bronkial astım denir), akciğerlerin hava borucuklarının (bronşlar) belirli süreler için daralmasına yol açan hastalıktır. Böyle bir daralma, solunum güçlüğüne (dispne) yol açar. Solunum güç olduğu zaman hastanın sırtını dinleyen hekim, bu borucuklardan geçen havanın ıslığa benzer bir ses çıkardığını duyar. Bazen sesin duyulması için kulağın hastanın sırtına dayanması bile gerekmez.
Bronşların iç yüzeylerini döşeyen zarda, bu alanda biriken mukus salgıları gırtlağa doğru iten titrek tüylü hücreler vardır. Gırtlağa ulaşan mukus ya yutulur ya da dışarı tükürülür. Bu titrek tüylü hücrelerin çevresinde mukus salgı meydana getiren bezler, onların da dışında ince kaslardan oluşmuş bir tabaka bulunur.
Daha geniş çaplı bronş duvarlarında, bunların açık kalmasını sağlayan kıkırdak halkalar bulunur. Astımda, özellikle küçük bronşların çapları zaman zaman ufalır (bronkospazm). Bu büzülmeyi çözecek çeşitli ilaçlar vardır. Bronşların büzülmesi çözülse bile, bu alanda, doku arasına kan plazması hücumu gerçekleşir (ödem) ve bu daha geç giderilebilir. Bronşların büzülen alanlarındaki en iç tabaka hücrelerinin incinmesi sonucu, mukus salgının gereğince giderilmesi güçleşir. Bu da bu alanda gereğinden çok salgı toplanmasına yol açar. ödem ve mukus salgının bulunması, kısa bir süre içinde gerçekleşmiş olan astım krizinin giderilmesi için daha uzun bir süreyi gerektirir.
Astımda akciğerler normale göre biraz daha genişlerler. Bu, hastanın yeterince oksijen, almasını sağlamak amacını güden bir mekanizmadır. Bu hastalar soluk alıp verirken duyulan ıslık sesi havanın daralmış hava borucuklarından geçerken çıkardığı sestir.
Eskiden “astım” olarak niteleridir ilen fakat bugün astım sayılmayan başka tür solunum güçlükleri de vardır, ilk bakışta gerçekten astıma benzeyen bu rahatsızlıklar başka mekanizmalarda oluşur. Bunlar özellikle akut bronşit eklenmiş anfizem, akut sol kalp yetmezliği (kalp astımı) ve ilerlemiş böbrek hastalıklarında görülen hızlı solunum (böbrek astımı da denilebilir) gibi rahatsızlıklardır.
SOLUNUM GÜÇLEŞİNCE
Astım nöbetleri, meydana geliş hızları, ağır ya da hafif geçmeleri, süreleri açısından sadece hastalar arasında değil, tek bir hastada nöbetten nöbete bile değişiklikler gösterir. Nöbet, göğüste sıkışmayla başlar. Bazen daha önce kuru bir öksürük, ya da burundaki hava boşluklarında da tıkanma belirir. Bu ön belirtileri izleyen 12 saat içinde bronşlardaki spazm (büzülme) çoğalır, göğüs genişler. Nöbet şiddetliyse hastanın tüm gücünü solumak için kullanması gerekir. Bu sırada uyuyamaz, yemek yiyemez. Sadece biraz sıvı içebilir. Birkaç saat sonra belirtiler azalır ve kaybolur; solunum kolaylaşır, yapışkan ve az akışkan, koyu kıvamlı bir balgam çıkarılır Gerekli ilaçların kullanılmasıyla nöbet daha kısa bir süre içinde geçiştirilebilir ya da daha ilk öksürük belirtileri ortaya çıkınca engellenebilir. Astım nöbetlerinin en sık görüldüğü zaman sabahın 3 sularıdır.
Astımlıların, iki nöbet arasında hiç bir belirti göstermemeleri hatta spor bile yapabilmeleri mümkündür. Bazı hastalarda nöbet dışında da bronş büzülmesinin devam ettiğini gösteren belirtiler olabilir. Astım belirtileri çok değişik nitelikler gösterebilir. Örneğin solunum güçlüğünün belirmesi için geçen süre, birkaç dakikadan birkaç güne kadar değişebilir. Nöbetin süresi de çok farklı olabilir. Nöbetler sadece hafif bir rahatsızlığa yol açabildikleri gibi, hastanın hastaneye kaldırılmasını gerektirecek kadar şiddetli olabilirler. Nöbetler arası süre ise birkaç günden, birkaç aya kadar değişebilir. Uygulanan tedaviye cevap vermeyen ağır bir nöbet «status astmatikus» olarak nitelendirilir. Nöbet arasında ölüm çok nadirdir.
Astım, hastanın birçok kimse için hiç bir zararı olmayan nesnelere karşı gösterdiği anormal bir tepki sonucu meydana çıkmış olabilir. Bu özelliğe alerji adı verilir. Bu tür tepki gösteren kimseler «atopik» ya da «alerjik» gibi sıfatlarla nitelendirilir.
Alerji yapan maddelerin solunan hava ile akciğerlere ulaşması, ya da yenilmesi sonucu ortaya çıkan astıma «ekstrensek astım» (dıştan gelen astım) denir. Yaşlı hastalarda belirli bir nesneye karşı alerji gösterenlerin oranı azalır. Alerji yapan bir maddeye karşı tepki gösterdiği saptanamayanlar için «entrensek astımlı» (içten gelen astımlı) deyimi kullanılır. Bu deyim, astımın, hastanın, vücudunda oluşan birtakım maddelere karşı tepki gösterdiğini belirtir.
Astımlı hastalarda ve akrabalarında sık görülen diğer alerjik rahatsızlıklar arasında egzama, saman nezlesi, mevsime bağlı nezle, alerjik burun akıntısı ve yutakta ödem belirmesi (angio ödema) ve gözkapaklarının kısa süreler içinde şişmesi de vardır.
HAVADAN GELEN DÜŞMAN
Astımlıların büyük bir bölümü, özellikle çocuklar ve genç erişkinler, belirli toz parçacıklarını soludukları ya da belirli besin maddelerini veya ilaçları yuttukları zaman rahatsız olurlar. Astım nöbetleri evde (evdeki tozlarla ilişkili olarak), ya da işte (iş yerindeki maddelerden oluşan tozlarla ilişkili olarak) meydana gelebilir. Mevsime bağlı nöbetler, çiçek tozları ya da mantar sporlarının solunması sonucu meydana çıkabilir.
Alerji yapan maddelerin çoğu organik maddelerdir. Besin maddeleri, içkiler ve ilaçlar pek az kimsede alerjiye yol açar. Bir kimse «atopik» ise, herhangi bir organik cisimcik, havadaki yoğunluğunun ve o kimse ile karşılaşma süresinin yeterli olması halinde solunum alerjisine yol açabilir. Bazı cisimcikler diğerlerinden daha çok alerjiye yol açarlar.
Çiçek tozları astıma sık sık yol açan maddeler olup, özellikle yaz aylarında ortaya çıkan nöbetlerin etkeni olurlar. Avrupa ve Amerika’da çeşitli otlar, yosunlar, ağaçlar, çiçek ve çalıların mantar sporları da bu tür tepkiye yol açarlar. Ev tozu içinde alerjiye en çok yol açan etken, insan vücudundan dökülen deri kepeklerini yiyerek yaşayan Dermatophagoides adlı bir böcektir. Yaklaşık olarak 0,3×0,2 mm. boyutlarında olan bu böcek uyuz böceğine benzer. En çok şiltelerden kalkan tozlarda, sonra yatak odasındaki halılardan kalkan tozlarda, nihayet daha az sayıda olmak üzere oturma odasındaki eşyada bulunur; gece görünen astım nöbetlerinin nedenlerindendir. Bu böcekler en çok ılık ve nemli yerlerde yaşamayı severler. Ağustos, eylül ve ekim aylarında çoğalırlar. Rutubetli yerlerde bulunan evlerde çok sayıda bulunurlar. Dağlık yerlerde ve merkezi ısıtma tesisatı olan evlerde sayıları azalır. Ev tozlarında bulunan ve ikinci derecede önemli olan etkenler arasında mantar sporları, tüyler de vardır.
Evlerde beslenen hayvanların etkisi özellikle kedi ve köpekler başta olmak üzere, evlerde beslenen hayvanlardan yayılan tüy, kıl gibi maddeler astım nedeni olabilir. Tavşan, sıçan gibi hayvanlar da aynı sonuca yol açabilirler.
Alerji yapan maddeleri yayan böcekler, yaz aylarında kozalarından çıkınca bazı kimselerde astım nöbetleri çoğalır. Hamam böceklerinin dışkıları da alerji yapar. Bu böcekler yeryüzünde her yerde bulunabildikleri halde özellikle tropikal memleketlerde daha çok alerjiye yol açmaktadırlar.
Bazı besinlerin ve içilen sıvıların çocuklarda alerjik tepkilere yol açtığı ileri sürülür. Balığa ve fındık fıstığa karşı alerji her yaşta görülebilir. Bira ve şarap içtikten sonra ortaya çıkan belirtiler bu içkilerin yapılmasında kullanılan mayaya karşı alerjiyi gösterir. Yumurtaya karşı duyarlı olan kimselere, yumurta içinde kültürü yapılarak elde edilmiş olan bazı virüs aşıları yapılmadan önce, gerekli tedbirler alınmalıdır. Günümüzde grip, tifüs, sarı humma ve kızamık aşıları tavuk, kızamıkçık aşısı ise ördek yumurtasında geliştirilmektedir.
İlaçlar arasında alerjik reaksiyona yol açan çok sayıda madde bulunduğu halde, ortaya çıkan tepki çok defa astım niteliğinde değildir. Ancak aspirin birçok kimsede astım nöbetinin belirmesine yol açmaktadır. Fabrika bacalarından çıkan dumanlarda bulunan kimyasal maddeler astım nöbetine neden olabilir. Poliüretan köpüklerin yapımında açığa çıkan toluen diisosiyanat, polivinil klorürün plastikleştirilmesi için kullanılan ftalik anhidrid ve kaplama işlerinde kullanılan platin bu tür maddelerdendir.
Bronşit gibi göğüs enfeksiyonları solunum borucukları içinde şişme, salgı birikimi ve mukus zarın kabarmasına yol açarak solunumu güçleştirir. Bu hastalarda bazı belirtiler astımınkileri andırırsa da balgamlarının sarımsı ya da yeşilimsi olması, gerekli ayrımın yapılabilmesi için bir ipucu sağlayabilir. Sık solunum yolları yangılanması geçiren çocuklar ileri yaşlarda astıma yakalanabilirler. Psikolojik gerilimlerin de astım nöbetlerinin belirmesinde önemli bir rol oynadığı görüşü genellikle kabul edilmektedir. Bu konuda en etken gerilimler, daha çok, kızgınlık, endişe ve istenileni yapamama karşısında duyulan üzüntü türündedir. Duygusal gerilimlerin nasıl bir mekanizma ile bu sonuca yol açtıkları bilinmemektedir.
Solunum borularındaki daralma, bazen aşırı bir fiziksel çabayı izler. Bu nöbetler çok defa fiziksel çaba sona ererken başlar. Bu tür nöbetler gerekli ilacın önceden alınması sonucu engellenebilir, ye da kısa süre içinde geçiştirilebilir.
ASTIM NÖBETİ NASIL ORTAYA ÇIKAR?
XX. yüzyılın başından beri astım ve benzeri alerjik rahatsızlıkların, alerji yapan maddelerle bağışıklık cisimleri arasındaki bir işlem sonucu ortaya çıktıkları görüşü ağır basmaya başlamıştır Bir maddeye karşı alerjisi olan bir kimsenin derisine bu maddeyi içeren bir eriyik şırınga edilince, maddenin şırınga edildiği alanda bir şişkinlik ve bunun etrafında da bir kızartı belirir. Kan serumunda, alerji yapan maddelere karşı öze! bağışıklık cisimlerinin bulunduğu Prausnitz ve Küstner tarafından 1921′de gösterilmiştir.
Bu özel bağışıklık cisimlerine «reagin» denir. Reaginler immünoglobülin E (kısacası Ig E) adı verilen bir protein olup, serumdaki normal yoğunlukları 100 ml.’de 20 mikrondur. Bu serum değeri, ekstrensek astımı olanlarda çoğalmakta entrerv sek astımlılarda ise değişmemektedir. Solunum yolları duvarlarında bulunan hücrelerin yüzeylerinde bu maddeden bolca bulunur. Bu madde aynı zamanda mast hücreleri adı verilen hücrelerde de bulunur. Mast hücreleri, bronşlarda daralma ve bronş mukozasında şişme meydana getirebilen bazı maddeleri depo edebilmektedir. Alerji yapan madde, mast hücresinin yüzeyinde bulunan lg E ile birleşince, hücreden açığa çıkan bazı maddeler astım nöbetinin belirmesine yol açar.
Bronşlarda büzülmeye yol açan birçok madde bilinmektedir. Bunların arasında histaminden başka maddelerin de bulunması, sadece histaminin etkisini engelleyici antihistaminik ilaçların astım tedavisinde yeterli olmaması sonucunu doğurmaktadır. Çocukluk çağından beri rahatsız olan astımlılarda göğüs anormal şekilde genişlemiştir. Akciğerden gelen solunum seslerinin ıslık çalarken çıkan seslere benzemesi, burunda ya da deride de bazı rahatsızlıkların bulunması dikkati çeker. Akciğer röntgeni, akciğerlerde bir genişlemenin bulunduğunu gösterir. Bazı astımlılarda geçici bir zaman için görülen bazı gölgeler de dikkati çeker. Kanda akyuvarlar çoğalır. Etkenlerin yeterince saptanabilmesi için, hastanın yaşadığı ortamda bulunan alerji yapan maddeler konusunda, geçirmekte olduğu ya da geçirdiği akciğer yangılanmaları hakkında, duygusal hayati konusunda yeterli bilgilerin edinilmesine çalışılır. Gereğinde deri testleri de yapılır.
Deri testleri şu şekilde yapılır: Hastanın derisine, alerjiye yo! açabileceği sanıları maddelerden hazırlanmış eriyikler şırınga edilir. Bir seferde bu maddelerden on oniki tanesi şırınga edilebilir Çocuklar için test alanı olarak sırt derisi seçilebilir. Alerjik kimsenin derisine bu maddeler şırınga edildikten 20 dakika sonra, hangi maddeye karşı alerji varsa o maddenin şırınga edildiği alanda bir kızartı ve bu kızartı ortasında bir de şişkinlik görülür. Buruna alerji yapan maddelerin eriyiklerinin damlatılması, ya da bunlardan solunulması yoluyla de etken araştırılabilir. Bu yöntemlerin sakıncası, bir gün içinde alerji yapan tek b»r maddenin denenebilmesi ve bunlara karşı ortaya çıkabilecek olan tepkinin ne men her hasta için rahatsız edici olabilmesidir.
Solunum testleri, uygulanmış olan iyileştirme yöntemini değerlendirmek için kullanılır. «Saniyede zorlamalı soluk verme hacmi» ve «soluk verme sırasındaki hava akımının en yüksek noktası»nın saptanması bu amaçla uygulanan solunum testlerindendir. Bu testler soluk verme sırasında sarfedilen en fazla çaba ile sağlanan hava akımı hacmini ölçer ve solunum borularının çapı konusunda bilgi sağlarlar.
ASTIMLA SAVAŞ
Astım nöbetlerine yol açan etkenlerden kaçınmanın yararlı olacağı ortadadır. Evde halıların ve yumuşak, toz tutan eşya kılıflarının kullanılmaması toz miktarını azaltarak olumlu sonuçlara yol açabilir. Ev eşyaları ve hasta yatağının şiltesi elektrikli süpürge ile sık sık süpürülmelidir. Eğer rutubet fazla ise giderilmesine çalışmalı hatta başka bir eve taşınmalıdır. Yastıkların tüy yerine p’astik maddelerle doldurulması uygun olur. Evde kedi, köpek, kuş gibi hayvan beslenmemesi gerekir. Aspirine karşı duyarlı olan astımlıların, aldıkları herhangi bir ağrı ilacı içinde bu maddenin bulunup bulunmadığını araştırmaları gerekir.
Eğer çeşitli nedenlerle, hastanın alerji yapan maddelerden kaçınması olanağı yoksa, onun duyarlığını azaltıcı tedbirler alınır. Bu işleme «hiposensitizasyon» ya da «immünizasyon» denir. Bu işlem sırasında, hastanın alerjik olduğu maddelerden hazırlanmış eriyikler, gittikçe artan bir yoğunlukta hastaya şırınga edilir. Hastanın kırk yaşından daha genç olması ve çiçek tozlarına karşı alerjik bulunması bu işlemin daha başarılı olmasını sağlar.
Büzülme halinde olan solunum borularının gevşemesini sağlayan ilaçlara «bronkodilatatör» denir. Bu ilaçlar birkaç türdür. Adrenalin ve benzerleri ya şırınga edilerek ya da solunum yoluyla kullanılır. Adrenalin ya da efedrin XX. yüzyıl başlangıcında çok kullanılmış, ancak yan etkileri nedeniyle bunların yerini izoprenalin (ya da izoproterenol) almıştır. Bu madde, ya aerosol olarak solunulur, ya da dil altında tutularak eritilir. Bugün izoprenalinin yerini yavaş yavaş, daha az çarpıntı ve benzeri yan etkilere yol açan ilaçlar almaktadır. Bu amaçla kullanılan yeni ilaçlar arasında izoetarin, terbutalin ve salbutamol vardır. Bunlar aerosol olarak kullanılmakta ve birkaç dakika içinde etkilerini göstermektedirler.
Teofilin bileşiklerinden en yaygın olarak kullanılanı aminofilin, şırınga edilebilir, yutulabilir ya da makat yoluyla fitil olarak kullanılabilir.Atropin, solunum borularını büzen sinir liflerinin etkisini gideren bir ilaçtır. Astımda kullanılan başka bir ilaç grubu da kortikosteroid hormonlardır. Bunlara bronkodilatatörler etki etmezse başvurulur. Böbrek üstü iç salgıbezi hormonu olan hidrokortizon bu amaçla uzun süre kullanılmış, ancak zamanla yerini yapay benzerleri almıştır. Kortikosteroidler iki hafta süreyle, ağır nöbetleri önlemek amacıyla verilir. Ağır durumlarda ise aylarca, hatta yıllarca kullanılır. Tedavi sırasında görülebilecek yan etkiler doza ve kullanılış süresine bağlıdır. Yan etkilerin en önemlisi hastanın kendi böbrek üstü salgıbezinin görevinin kısıtlanmasıdır.
Adrenokortikotropik hormon, hipofiz tarafından salgılanan ve böbrek üstü bezinin daha çok hidrokortizon salgılarını sağlayan bir hormondur. Bu maddenin verilmesi, böbrek üstü salgıbezinin görevinden alıkonmasına yol açmaz. Ancak, ağız yolu ile etkili olmadığından şırınga edilerek kullanılır. Eğer astım nöbeti, bir enfeksiyon nedeniyle ortaya çıkarsa, antibiyotikler de kullanılır.
Astım tedavisinde morfin kullanıldığı da olur. Ancak bu ilaç, bronşları tıkayarak oksijen alışverişini önlediği ve balgamın çıkmasını engellediği için sakıncalı sayılmaktadır.
Antihistaminlerin astımda dolaysız bir etkisinin olup olmadığı tartışılmaktadır. Bunların, diğer ilaçlarla bir arada kullanılmasının yararlı olacağı kanısı yaygındır. Akşamları alınmaları, uyku getirerek gecenin rahat geçmesini sağlayabilir. Nöbetlerin nedeni duygusal rahatsızlıklar ise, psikolojik tedavi yöntemlerine de başvurulur. Solunum egzersizleri de salık verilir. Belirli durumlarda oksijen vermek, hatta solunuma mekanik aygıtlarla katkıda bulunmak gerekli olabilir.
Astımın etkilerini hafifletmek için genel sağlık konusunda dikkatli olmak ve nöbet aralarında, hastalığın durumuna göre, iyotlu, arsenikli ve kükürtlü ilaçlar kullanmak da yararlı olur. Doktorlar solunumda kolaylık sağlamak için astım hastalarının deniz düzeyinden yüksek yerlerde oturmasını da önermektedirler.
