RSS
19 Nisan 2010 | | 0 Yorum Var.

Ateş

(Fièvre – Febris)
Ateş kelimesi burada humma manasına alınmıştır.
İnsanların tabii olarak bir sıcaklık dereceleri vardır. Yazın muhit ne kadar sıcak, kışın ne kadar soğuk olursa olsun bu sıcaklık derecesi daima sabit durur.
Bunu sabit tutmak için vücudun kendine mahsus bir takım düzenleme tertipleri olduğu gibi, insanlar da dışarıdan bu düzenleme işine yardım ederler.
Muhit soğuk olduğu zaman derideki kan damarları büzülür. Vücuttan sıcaklık kaybolması azalır. Muhit sıcak olunca bunun tersine olarak bu damarlar genişler, insan terler. Fazla sıcaklık, bu suretle, vücuttan terk edilmiş olur.
Teneffüs hareketlerinin sıklaşıp fazlalaşması, akciğerler vasıtası ile, vücut sıcaklığından bir kısmının dışarıya atılmasına yardım eder.
Titreme ile deri kaslarının (adalelerinin) hareketi vücuttaki sıcaklığın fazlalaşmasına sebep olur.
Bunlardan başka kış mevsiminde sıcak tutucu, kaim ve yünlü elbiseler, sıcak mevsimlerde ise hafiflik ve serinlik verici ince kumaşlar giymek sureti ile, insanlar vücut sıcaklıklarının düzenine yardım ederler.
Bütün bunlar sayesinde tabii halde bulunan vücudun sıcaklık derecesi ne çoğalır, ne azalır. Daima bir kararda durur.
Bunlardan başka insanın beyninde sıcaklık derecesini daima sabit bir halde tutmağa yarayan merkezler de vardır.
Bu tabii sıcaklık, ancak mikroplu hastalıklar esnasında değişip yükseğe çıkar. Ateş, bazı defa, birdenbire pek çabuk yükselir. O zaman, çok defa, hasta kendisinde şiddetli bir. titreme hisseder. Bu titremeyi sıcaklık yükselmesi takip eder.
Bazı defa ise ateş, yavaş yavaş, derece derece, çıkar. O takdirde şiddetli titremeler olmaz. Hafif ürpermeler görülebilir.
Ateşin yüksekliğini anlamak için el ile hastanın alnına veya vücudunun bir yerine dokunmak, az çok, bir fikir verir. Fakat bu muayene tarzı, temas eden elin o andaki sıcak ve soğukluğuna tâbi olduğu için, yanlış neticeler verebilir.
En iyisi ateşi (Termometre – derece) ile ölçmektir. Hekimlikte kullanılan termometre – dereceler, ufak, yassı veya üç köşelidir. Altında bir cıva hazinesi, yukarı tarafında (35) ten (42) ye kadar, sıra ile, rakamlar vardır.
Termometre – derece, hastanın haline göre koltuk altına, ağzın içinde dil altına, kasığa veya makata konabilir. Küçük çocuklarda makata veya kasığa koymak daha kolaydır.
Termometre – derece, konmazdan önce, el ile birkaç defa silkinerek cıva sütununun aşağı düşürülmesi temin edilmelidir.
Koltuk altına veya kasığa konurken derinin terli olmamasına dikkat etmek, terli ise temiz, yumuşak bir bezle koltuğu veya kasığı kurulamak ve termometrenin hazinesini güzelce yerleştirmek lâzımdır.
Termometreyi (5-10) dakika olduğu yerde tutmak kâfi gelir.
Hasta olmayan tabii insanlarda ateş, sabah, akşam dereceleri arasında ufak bir fark göstermek üzere, koltuk altı ve kasıkta (36-37) dereceler arasında oynar.
İnsanın ateşi yükselince, her tarafına bir sıcaklık duygusu gelir. Teneffüs biraz sıklaşır. Damarlar dövünür, yüz kızarır. Vücudun her tarafında kesiklik, kırıklık ve ağrılar olur. Ayakta durmak ve çalışmak için arzu takat kalmaz

Tedavi:
(Ateşlenen her hasta mutlaka yatağa girmelidir. Çünkü bu ateşin altından hangi hastalık çıkacağı, baştan, belli olmaz. Ateşin yükselmesi evlerde, aileler arasında, bazı defa, telâş ve korku uyandırır. Şüphesiz her’ateş yükselmesi bir hastalık gösterir. Çok defa bunun sebebi de mikroplar ve onların zehirleridir. Fakat bu ateş yükselişini daima ve mutlaka çok fena bir hastalığın başlangıcına alâmet gibi sayarak son derecede telâş ve heyecan göstermek doğru değildir.
Nihayet ateş yükselmesinin hastalıklara karşı bir çeşit vücut müdafaası alâmeti olduğunu da düşünmelidir. Şüphe yok ki, ateş yükselmesi, ihmal ile de karşılanmamalı, sükûnet ve itidal ile düşünmek ve çare aramak’ en uygun tedbir sayılmalıdır. Ateşin hastalıklarda yükselip alçalış ve gidiş tarzı o hastalığın teşhisi için çok ehemmiyetlidir. Onun için, bir insanda ateş başladığı zaman, sabah akşam birer defa, hastaya termometre koyup derecesini kaydetmek çok doğrudur. Bunun sonradan gelip hastayı muayene edecek olan hekime de teşhiste çok yardımı olur.
(Aspirine), (Kinin), (Pyramidon), (Phenace-tine)., gibi bir sürü ateş düşürücü ilâçlar vardır. Bunlardan hastalara münasip miktarlarda vermek doğru olursa da tesirleri muvakkattir.
Kolonyalı, alkollü veya sirkeli soğuk sularla ıslanmış bezleri hastanın alnına, başına, kollarına, ayaklarına koymak, bunları sık sık değiştirmek, bu sularla vücuda friksiyon yapmak sayesinde ateşi fiziksel olarak, az çok düşürmek mümkün olur ki, bu tercih edilir bir usuldür.
Bazı hastalıklarda hekimin, muvafık görmesi şartı ile, hastalara banyolar ve ıslak çarşaf sarmaları yapmak sureti ile ateşlerini düşürmek pek faydalı olur. İlaçla ateş düşürmeğe çalışmak zararlı bir iştir. Çünkü ateş düşürücü ilaçlar bazı defa, beyindeki ateş merkezini felce uğratıp, ertesi birdenbire düşürerek hastada baygınlık, halsizlik, kalb zayıflaması gibi arızalara sebep olurlar ki, bu haller kalbi ve damarları yorgun olan hastalarda tehlikeli olabilirler.
Ateşli zamanlarda hastalara verilecek gıda sulu yumuşak ve hazmı kolay maddelerden seçilir. Bu zamanlarda süt, yoğurt, ayran, limonata, hoşaf ve meyve suları, hafif çorbalar, et suyu, tercih edilecek gıdalardandır.
Soğuk algınlığı dediğimiz ufak nezle ve kırıklıklar neticesi yükselen ateş, evlerde yapılacak bu basit tedbirler ve ilâçlarla geçebilir.
Ateş uzarsa mutlaka ona sebep olan hastalığı bulup onu izale etmelidir ki, ateş kökünden tedavi edilmiş olsun. Yoksa sadece ateş düşürücü ilâçların kuvvetine güvenerek, zorla ateşi düşürmeye kalkmak, içinde ateş yanan bir ocağın dumanını kesmek için bacasını tıkamağa çalışmak gibi beyhudedir. Onun için, yükselen ateş, üç – dört günden fazla devam eder ve düşmemekte inat gösterirse, vakit geçirmeden, hekime başvurmak-lazımdır.

RSSYorum Yaz  |  Trackback URL