mersin escort mobil porno gaziantep escort izmir escort mobil porno izmir escort bayan porno hd porno pornolar porno ücretsiz porno hd sikis porno
; charset=UTF-8" /> Çiçek Aşısı Nedir ? Tarihi - Kim Buldu - Zamanı
bodrum escort bursa escort
mobil porn
RSS
porno
Trk ifşa
07 Ağustos 2010 | | 0 Yorum Var.

Çiçek Aşısı

(Vaccin)
Pek eski zamanlardan beri çiçek hastalığına bir defa tutulanların bir daha tutulmadıkları görülmüş ve buna dikkat edilmiştir. Hafif şekilde de olsa, bir defa hastalığa yakalanmanın bütün ömür boyunca çiçeğe karşı bir bağışıklık (muafiyet) hali hâsıl etmesi, sağlam insanları çiçeklilerin eşyaları üstündeki cerahat veya kabuk parçalarile bulaştırarak, onlarda hafif bir çiçek hastalığı hâsıl etmek suretile, bu hastalıktan korumak fikrini uyandırmıştır.
Eskiden hastaların cihanlarından alınan mahsulleri başkalarının derisine sürerek ve yahut hastanın kabuklu deri döküntülerini, aşılanması istenilen insanların avuçlarına koyarak sıktırmak ve yahut hastaların giydiği gömlekleri temizlemeden aşılanacak olana giydirmek suretile, onları hafif bir çiçeğe tutturup aşılamak usulleri kullanılmıştır.
Çok eski zamanlarda, Çinlilerin bu gibi vasıtalara başvurarak, çiçekten korunmakistedikleri anlaşılmaktadır.
(1717-1721) yıllarında Türkiyede ingiliz elçisi olan (Sir Montagö) adındaki zatın karısı (Leydi Montagö), Edirne taraflarındaki köylerde avlanırken, bir takım köylü kadınlarının çiçek hastalarının çıbanlarından alınmış cerahatli mahsulleri, ceviz kabukları içinde saklayarak, bunları, hastalığa tutunmamış olanlarda, aşı gibi kullandıklarını görmüştür.
Çiçek hastalığı, o zamanlar, Avrupada ve bilhassa İngilterede, korkunç salgınlar yapıyor, birçok kişinin ölümüne sebep oluyordu.
Talilerinin yardımile, hastalıktan kurtulmağa muvaffak olanların da yüzlerinde derin bir çopurluk bel irerek bütün güzellikleri bozuluyordu. Hele bu hal kadınlarda olursa bu zavallıların bütün içtimai hayatları altüst oluyordu.
Hatta bir rivayete göre (Leydi Montagö) de çocukken çiçek hastalığına tutulmuş,fakat bir şans eseri olarak, bu hastalığı hafif geçirdiği için güzelliği bozulmamıştı. Fakat kardeşi bu hastalıktan ölmüştü.
(Leydi Montagö), Edirnede Türk kadınlarında, gördüğü bu aşının insanları çiçek hastalığından koruyan güzel bir ilâç olduğuna, kesin olarak, inanmış, çocuğunu da bu aşı ile aşılatmıştır.
Kuvvetli bir kalem ve tatlı bir üslûp sahibi olan bu kadın, o zaman İngiltereye yazdığı mektuplarda Edirnede gördüğü çiçek aşısını, uzun uzun, anlatmış ve onu bir hayli övmüştür.
Bu yazış üzerine İngilterede de bu suretle, insan çiçeği ile, aşılamak usulü kullanılmağa başlamıştır.
Fakat bu usulde sağlamlara hafif bir çiçek vereyim derken, ağır bir çiçek hastalığı husule getirmek ihtimali mevcut olduğu gibi, sağlam insanlara, çiçekten başka meselâ Firengi gibi korkunç bir hastalığın aşılanması ihtimalleri de mevcut olduğu görülmüş buna çareler aranmıştır.
Nihayet (1796) yılında (Cenner) adındaki bir İngiliz hekimi, ineklerin memelerinde hâsıl olan çiçeğin, insan çiçeğine benzediğini ve bu ineklerle uğraşanların insan çiçeğine tutulmadıklarını görerek inek çiçeği ile insanları aşılayıp hastalıktan korumak mümkün olabileceğini düşünmüştür.
Köylerden birinde, inekleri sağmakla meşgul bir İngiliz kadının Cennere: (Ben çiçek hastalığına tutulmam, çünkü inek çiçeğine tutuldum.) yolunda bir söz söylemesi ilk defa, bu hekimde inek çiçeği ile insanları aşılamak fikrinin doğmasına yardım etmiştir.
Bundan sonra birçok tecrübe yapılmış, inek çiçeği ile aşılananların hafif bir hastalık geçirdikleri ve insan çiçeğine karşı bunlarda bir bağışıklık hâsıl olduğu görülmüştür. Daha sonra inek çiçeği insanlara aşılanarak, kolda teşekkül eden cihanlardan alınan mahsullerin başka insanların kollarına ve oradan ötekilere aşılanması usulleri konulmuştur.
Fakat böyle koldan kola aşılamalarda gene firengi bulaştırmak korkusu mevcut olduğu için, buna da bir çare aranmış, sonunda aşıyı genç danalarda hazırlamak usulü bulunmuş, bu suretle bu korkunun da önü alınmıştır.
Bundan dolayı, bütün Avrupa kitapları çiçek aşısının kâşifi olarak (Cenner) i yazarlar. Fakat (Montagö) nün mektuplarına bakılırsa, çiçek aşısının esası, (Cenner) den (80) sene önce, Türkler tarafından hazırlanmış olduğu anlaşılmaktadır. (Cenner) in (1749) yılında doğup (1823) te öldüğüne göre (Leydi-Montagö) nün Türklerde çiçek aşısını gördüğü çağlarda (Cenner), henüz anasından doğmamıştı bile…
Şu halde (Cenner) in çalışmaları, hekimlik ve insanlık bakımından, şükrana şayan olmakla beraber, kendisi çiçek aşısını icat değil, olsa olsa, ıslah etmekten başka bir şey yapmamıştır.
(Cenner) den sonra da usuller ve incelemeler gittikçe ilerliyerek çiçek aşısı bugünkü mükemmel şekline girmiştir.
Bugün elde bulunan çiçek aşısı, danalardan alınır. İnsanlara tatbik edilir bir aşıdır. Bu iş için kurulmuş müesseseler vardır.
Buralarda genç ve hastalıksız danalar, gayet temiz, fennî ahırlarda çok dikkatle bakılıp beslenirler.
Çiçek aşısı yapılmak istenildiği zaman, bir dananın sırtının, yan taraflarının derisi güzelce tıraş edilir. Tıraş edilen yer, sabunlu sularla, yıkanıp temizlenir ve kurulanır.
Sonra bu traş edilen yerlerin derisi üstüne, keskin bir ustura ile, kan çıkarmadan, uzun uzun çizgiler yapılır.
İşte bu çizgilerin üstüne inek çiçeğinin mayası sürülür. Hayvanın sırtı gayet temiz, mikropsuz bezlerle örtülür.
Bir müddet sonra, dananın sırtında, ufak ufak, çiçek çibanları çıkar. Bunlar büyüyüp olgunlaştıktan sonra, özel bir takım âletlerle, üzerlerindeki mahsuller toplanır. Temiz (gliserin) ile karıştırılarak, buz dolaplarında soğukta, üç ay kadar, saklanır.
Bu zaman zarfında aşının içine karışmış olan, adi mikroplar da buzlukta, yavaş yavaş, ölür ve azalırlar.
Bu suretle hazırlanan aşı ufak şişeler veya cam borular içine doldurulur. Saklanır. işte şimdi kullanılan çiçek aşısı budur.
Soğuğun tesiri, aşının içine karışmış olması muhtemel olan adi mikropları öldürdüğü halde, çiçek virüsüne bir şey olmaz. Soğuğa dayanır.
Danadan aşı yapıldıktan sonra hayvan kesilir. İç organlarına bakılarak verem vesaire gibi bulaşıcı bir hastalığı olup olmadığı iyice aranır. Ancak ondan sonra aşı, kullanılma sahasına çıkarılır.
Aşı, kuvvetini kaybetmemek için, daima buzlukta saklanmalıdır.
Buzluktan çıkarılıp adi oda derecesinde (+4) dereceden yukarıda, bırakılacak olursa çabucak bozulur. Bundan yapılan aşılamalar artık tutmaz. Çocukları aşılamak için mevsim yoktur. Aşı her mevsimde yapılabilir. Çocuk beş ile altı aylık arasında iken aşılanır. Eğer ortalıkta çiçek hastalığı varsa ve çocuk tehlike altında ise, bu aylardan daha ufak iken de aşılanabilir.
Eğer aşılanacak çocukta ateşli bir hastalik veyahut derisinde yaralar, çıbanlar, ekzema gibi arızalar varsa, bunları tedavi etmeden, aşılamak doğru değildir.
Aşı, çok defa, koldan yapılır. Bacaktan yapılması uygun görülmez.
Yapılacak yerin derisini temizlemek için kuvvetli mikrop öldürücü ve derinin üstünde çabuk kurumayarak sıvaşıp kalacak ilâçlar kullanılmaz. Çünkü böyle ilâçlar sürülecek olursa aşıyı da bozarlar ve iyi netice alınmasına engel olurlar.
En iyisi aşı yapılacak yeri sıcak sabunlu su ile ve yahut biraz (Ether) ile temizlemektir.
Aşı yeri temizlendikten sonra alevde yakılarak temizlenmiş yeni bir kalem ucu ve yahut (lanset) dedikleri ufak bir bıçakla deri üzerinde (6-7) milimetre uzunluğunda ve aralarında bir santimetre kadar açıklık olmak üzere, iki üç çizgi çizilir.
Bu çizgiler yapılırken deriden kan çıkmayacaktır. Çünkü o zaman aşının tutmamak ihtimali vardır. İşte yapılan bu çizgiler üzerine, aşı tüpü kırılarak içinden çıkan, çiçek aşısından bir damla kadar konur ve aşı lansetle çizgilerin içine güzelce yayılır. Bâzıları deriyi çizeceklerine aşıya batırılmış bir iğnenin ucunu hafifçe deriye sukmak suretile, pek ufak bir nokta halinde, aşı yaparlar.
Bu kat’iyyen doğru değildir. Bu tarzdaki aşı hem tutmaz, hem de bağışıklık vermez.
Aşının üstüne bir bez veya ilâç kaşesi koymak ve sargı ile sarmak lüzumsuzdur.
Aşının bir müddet kuruması beklenir. Sonra çocuğun sırtına bol kollu, temiz bir gömlek giydirilir.
Eğer aşı tutacaksa, aşılandıktan iki üç gün sonra, koldaki çizgiler etrafında hafif bir kırmızılık başlar. Dördüncü güne doğru burası kabarır.
Sekizinci günde bu kabarıklık büyür. İçinde sarımtrak, bulanık, su dolu bir çıban yapar. Bütün etrafı, hatta bütün bir kol kızarır ve şişer.
Bu esnada, koltuk altındaki lenfa boğumlarında şişmeler bile görülebilir. Çocuk o günlerde biraz huysuzlanır. Ateşi yükse -lir. Adeta ufak bir çiçek hastalığına tutulur.
Daha sonra, yavaş yavaş, kırmızılıklar geçer. Çiban kurur. Kabuğu düşer. Aşı yerinde, bütün ömür boyunca kaybolmıyacak, bir yara yeri kalır. Bâzı defa ilk aşı yapıldıktan sonra tutmaz. Bu takdirde muayyen aralıklarla aşıyı, tutuncaya kadar tekrarlamak lâzımdır. Çiçek aşısı insanı, kesin olarak, çiçek hastalığından korur.
Onun için her çocuğun aşılanması mecburidir.
Çiçek aşısı, ilk defa, doğduktan sonra, çocuk (2-6) aylık iken yapılır. Bunun koruma müddeti (5-7) yıl arasındadır.

Onun için, çocuklar ilk okula girerken tekrar aşılanırlar.
Ondan sonra her beş yılda bir aşılanmak, çiçek hastalığından korunmak için, en iyi bir tedbirdir.

Çiçek Aşısı ile ilgili benzer yazılar

RSSYorum Yaz  |  Trackback URL

fethiye escort eskisehir escort izmir escort ankara escort eryaman escort istanbul escort gaziantep escort antalya escort