mersin escort mobil porno gaziantep escort izmir escort mobil porno izmir escort bayan porno hd porno pornolar porno ücretsiz porno hd sikis porno
; charset=UTF-8" /> Çiçek Hastalığı Nedir? Tedavisi - Belirtileri Nelerdir? - Bulaşıcı mı?
bodrum escort bursa escort
mobil porn
RSS
porno
Trk ifşa
08 Ağustos 2010 | | 0 Yorum Var.

Çiçek Hastalığı

(Variole)
Pek eski zamanlardan beri dünya üstünde geniş salgınlar yaparak çok insan öldürmüş olan bulaşıcı hastalıklardan birisidir.
Çiçek dünya kadar eski bir hastalıktır. İsanın doğumundan (1400) yıl önce Çinde çiçeğin mevcut olduğu ve Çinlilerin bu hastalıktan korunmak için bazı tedbirler düşündükleri anlaşılmaktadır. Mısırda mumyaların derisi üstünde, çiçek çıbanlarının izleri bulunduğuna bakılırsa, hastalığın buralarda da çok eski zamandan beri hüküm sürmüş olduğu muhakkaktır. (Galinos) ve (Hypocrat) hekimlerin eserlerinde çiçeğe benzer hastalıklardan bahis vardır.
Amerikanın ilk keşfi sıralarında, on altıncı yüzyılda, çiçek hastalığı Avrupadan Amerikaya da geçmiştir.
Çiçeğin Avrupaya yayılması haçlı seferlerin tesirile olmuştur.
Onuncu yüz yılda, büyük Türk hekimi (Ebubekir Razi), çiçek hastalığını incelemiş ve bunun kızamıktan başka bir hastalık olduğunu söylemiştir.
Çiçek dünya üstünde, zaman zaman, büyük salgınlar yapmış, birçok insan öldürmüş, birçok yüzleri çopurlaştırarak güzellikleri bozmuştur.
Ancak çiçek aşısının yapılmağa başlamasından sonra bu salgınlar görülmez olmuşlardır. Çiçek hastalığının mikrobu süzgeçleri geçen ufak bir virüstür. Bu virüs uzun zaman meçhul kalmıştır.
(1892) yılında (Guarnieri) adında bir âlim, çiçek çıbanlarındaki hücrelerin içinde, ufak bir takım tanecikler görmüş, bunları çiçeğin mikrobu sanmıştır. Fakat bu buluş tahakkuk etmemiştir.
(1906) yılında (Paschen) adındaki başka bir araştırıcı, çiçek çıbanlarında, gayet ufak ve süzgeçleri geçen cisimcikler bulmuş, bunlarla yapılan deneyler (tecrübeler) çiçek hastalığına benzer belirtiler husule getirmiştir.
Bugünkü hekimlik kanaatlerine göre bu (Paschen cisimcikleri) çiçeğin hakikî mikrobu gibi telâkki olunmaktadır.
Bu virüs en ziyade deriyi sever. Onun için hastalığın en karakteristik belirtileri deri üzerinde görülür.
Mikropları etrafa saçan ve sağlamlara bulaştıran deri ve muhat gışâları üzerindeki döküntü ve ifrazlarla çıbanların hâsılatıdır.
Çiçek virüsü oldukça dayanıklıdır. Gliserin içinde ve soğukta, uzun müddet, canlılığını muhafaza eder.
Anasının karnındaki çocuktan, eğer yaşılabilirse, yüz elli yaşındaki ihtiyara kadar her yaştaki insanlar, bağışıklıkları yoksa, çiçeğe tutulabilirler. Bağışıklık ancak hastalığı geçirmekle ve yahut çiçek aşısına aşılanmakla hâsıl olur. Hastalığı geçirmekle kazanılan bağışıklık, çok defa, bütün ömür boyunca devam edecek kadar sağlamdır..

Çiçek, en ziyade, kışın ve soğuk geçen bahar aylarında görülür.
Bulaşma kaynağı, çiçek hastalığına tutulmuş hastalardır. Hastaların ağız ve boğazlarında bulunan çiçek yaralarındaki mikroplar, öksürük ve aksırık sırasında fırlayan tükürük damlacıkları ile etrafa yayıldıkları gibi, deri üstündeki çıbanların cerahat ve döküntüleri de bulaşmaya sebep olurlar.
Çiçek virüsü, dayanıklı olduğu için, hastanın çamaşırları, yatak ve yemek takımları, ev eşyası, meskenler, hasta taşıyan taşıt vasıtaları, temizlenmedikleri takdirde, bulaşmada rol oynayabilirler.
Çiçeğin bulaşmasında karasineklere de büyük bir yer vermek lâzımdır. Bu pis hayvanlar, çiçeklilerin odasında yaşamak imkânını buldukları takdirde, hastalık kaynağından ayakları, hortumları ve kanatları üzerine aldıkları çiçek virüsünü, uzak mesafelere kadar, taşıyıp oradaki sağlamlara hastalığı bulaştırırlar.
Çiçek virüsü, sağlam insanın derisi ya burun, boğaz muhat gışâsı üzerindeki ufak sıyrık ve hastalığı
teneffüsü hastalığı kolaylıkla bulaştırır.
Virüs alındıktan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına kadar geçen kuluçka süresi (10-12) gün kadardır.
Başlangıç devri, birdenbire, bir titreme ve üşüme ile kendisini gösterir. Ateş, az zamanda, (39-40.) dereceye kadar yükselir. Hasta vücudunda kırıklıklar ve ağrılar duyar. Bilhassa kalça ve bel ağrıları dikkati çekecek derecede fazladır.
Ara sıra bulantı ve kusmalar olur. Hastanın iştahı yoktur. Dudakları kavruk, dili paslıdır.
Gün geçtikçe hastalık ağırlaşır. İkinci güne doğru dirseklerde, kasıklarda, koltuk altlarında, kızıl lekeleri gibi, genişçe, kırmızı lekeler ortaya çıkar. Üçüncü günde, hastanın yüzünden başlamak üzere, deri üstünde, kızamık döküntülerine benzeyen, ufak kırmızılıklar peyda olur.
Bu döküntüler, az zamanda, kollara ve bacaklara doğru yayılırlar.
Bu devrede, hastanın döküntülerini görüp, hastalığı kızamık zannetmek ve aldanmak mümkündür. Fakat dikkat edilirse çiçek döküntüleri, kızamığın ve su çiçeğinin aksine olarak, etrafa yayılıp oralarda sıklaşmaya mütemayildirler. (Yani santrifüj bir haldedirler.)
O sırada ateş biraz düşmüş, hastanın durumu hafiflemiş gibi görünür. Fakat zaman geçtikçe döküntüler barizleşir. Üzerleri kabararak içlerinde sarımtırak renkli bir su toplanır. Ortaları göbekleşmeye başlar.
Birkaç gün sonra döküntülerin içindeki kirli sarımtırak su, koyulaşarak, cerahat haline gelir. Her döküntü, içi irinleşmiş bir çi-ban olur.
Her tarafa yayılan ve gittikçe sıklaşan çıbanların tesirile hastanın yüzü şişer. Gözleri kapanır. Çiçek çıbanları, yalnız çıplak deri üstünde değil, başı saçlı” kısmında, ağız ve burun içinde de çıkarlar. Şiddetli kaşıntı ve büyük bir rahatsızlık verirler.
Bu çıbanlar, bazı hastalarda, o kadar sıklaşırlar ki, vücudun her tarafı, sıvama, çiçek çıbanları ile dolar. Bu çıbanların çatlaması ile ortaya çıkan cerahatli akıntılardan fena bir koku intişar eder.
Hasta dalgın, ateşli, ağır ve korkunç bir durumdadır.
Bir takım hastalar, bu ağır tablo içinde, kendilerini kaybeder. Abuk sabuk söylenir. Yataktan kalkmak, atılmak isterler. Büyük bir sıkıntı içinde çırpınır dururlar.
Bazısında çıbanların içine kan sızmasından dolayı, bunlar koyu kırmızı, morumtırak bir manzara alırlar. Bu hal kanın bozulması neticesi husule geldiği için böyle hastaların akıbeti, çok defa, fenadır. Hastalığın bu çeşidine (kara çiçek) derler ki, çok öldürücüdür. Bu şekil nadir görülür.
Hastalığın on iki ile on üçüncü günlerinde çıbanlar kurumaya, kabuklanmaya başlarlar. Hastanın ateşi düşer. İyilik alâmetleri baş gösterir. Hasta nekahet devresine girmiş olur.
Çiçek çıbanları kuruyup kabukları döküldükten sonra, deri üstünde, bilhassa yüzde, bütün ömür boyunca devam edecek olan yara izleri bırakırlar ki, dilimizde buna (çiçek bozuğu) veya (çopurluk) derler.
Çiçek hastalığının ihtilâtları da oldukça ehemmiyetlidir.
Hastalığın şiddetinden dolayı kalp ve damar sisteminin felce uğraması, kanın bozulması bu ihtilâtların en başında gelir.
Bundan başka, orta kulakta cerahatli iltihaplar hâsıl olabilir.
Gözlerde husule gelen ve göz tabakaların harap eden ağır iltihaplardan dolayı bazı hastalar, bir veya iki gözlerini kaybetmek felâketine uğrayabilirler.

TEDAVİ:
Hastayı derhal sağlamlardan ayırarak ayrı bir odada, mümkünse bir hastanede, tedavi altına almalıdır. Hastanın odası havadar ve sessiz olmalı, hastaya bakanlardan başka bu odaya kimse girmemelidir.
Bütün hastalık müddetince hastanın gerek yatağı, gerek vücudu, bilhassa ağzı, burnu gayet temiz tutulmalıdır.
Gıdalar: Süt, yoğurt, ayran, çorbalar, meyve suları, lapalar, kahve, çay., gibi sulu ve hazmı kolay maddeler arasından seçilmelidir.
Kalbin ve damarların kuvvetlenmesine yarayan ilâçlar çok faydalıdır. Hekimin tavsiyelerini hiçbir zaman ihmal etmemelidir.
(Sulfamid) ve (Penicilline) gibi yeni ilâçlar, bilhassa çıban devrinde, büyük faydalar sağlamaktadır.
Kırmızı ışıkların muharriş olmamasından dolayı, bu ışıklar altında tedavi edilen çiçekliler de az çopurluk kaldığı, öteden beri, dikkati çekmiş ve bundan dolayı, bir zamanlar, çiçeklilerin yattığı odaların pencerelerine kırmızı perdeler koymak âdet olmuştur.
En iyisi, çiçeklilerin vücuduna, hekimin tavsiye edeceği bir tertip gereğince, (Permanganate de potasse solüsyonu) sürmektir. Bu madde, aynı zamanda, mikrop öldürücü bir ilâç olduğundan, hastanın derisi hem ışıkların tahriş edici tesirlerinden, hem de mikropların cerahat ve koku yapan fenalıklarından kurtarılmış olur.
Çiçek hastalığından korunmak için ilk yapılacak tedbir, hastayı sağlamlardan ayırmaktır. Hastanın çamaşırları, yatak ve yemek takımları gayet sıkı bir dezenfeksiyona tâbi tutulmalıdır.
Karasineklere karşı yapılacak savaş, çok ciddi olmalıdır.
Hastaya bakanlar kendilerini gayet temiz tutmalı, derhal aşılanmalı, hastanın odasında özel bir gömlek giymeli, dışarıya çıkarken bu gömleği odada bırakmalıdır. Hastalar, ancak, (40-45) gün kadar tecrit edildikten ve tamamı ile iyileştikten sonra odalarını terk edebilirler.
Birkaç defa banyo yaptırılıp güzelce temizlenmeden genel hayata katılmamalıdırlar. Bütün bu tedbirlerle beraber, en kesin korunma vasıtası (çiçek aşısı) dır. Çiçek aşısı, bugün hekimliğin, insan sağlığına hizmet eden, en kıymetli buluşlarından birisidir.

RSSYorum Yaz  |  Trackback URL

fethiye escort eskisehir escort izmir escort ankara escort eryaman escort istanbul escort gaziantep escort antalya escort