Doğum Kontrolü
Doğum Kontrolü
Cinsel birleşmenin bir çocuğun doğumuyla sonuçlanmaması için alınan tedbirler. Doğum kontrolü karmaşık ve tartışmalı bir sorundur. II. Dünya Savaşının sonlarından beri dünya nüfusu görülmemiş bir şekilde artmaktadır ve günümüzde birçok ülkede nüfusun yansından fazlası on altı yaşın alındadır. Dünya nüfusunun 2 000 yılından önce bir milyar kadar daha artacağı hesaplanmaktadır. Oysa 1850′de dünyanın toplam nüfusu bir milyardı. 2000 yılından az sonra dünya nüfusunun bugünkünün iki katına ulaşması beklenmektedir.
XIX. yüzyıla kadar genellikle kadınların birçok çocuğu olur, fakat bunların çoğu erginlik çağına gelmeden ölürdü. XIX. yüzyılda sanayileşmiş ülkelerde çocukların ölüm oranı azaldı. Çocuk sayısının ve giderek nüfusun artışı, doğum kontrolü sorununa önem kazandırdı.
1916′da Margaret Sanger, ABD’de ilk aile planlama kliniğini açtı. Bunu Avrupa’da açılan klinikler izledi. Bu klinikler büyük tartışmalara yol açtı ve Margaret Sanger birkaç defa hapse girdi. Daha sonra bu klinikler çoğalarak doğum kontrolüne ilgiyi artırdılar.
Gebeliği önleyici teknikler ve çocuk düşürme, doğum kontrolü yöntemlerinin yalnız birkaçıdır. Aslında kadın ve erkeğin her ikisinin veya yalnız birinin kısır olması gebeliği engelleyen başlıca etkendir. Ayrıca cinsel ilişkiler sınırlandırılabilir; örneğin ortaçağ Avrupa’sında pazar, cuma ve bayram günleri cinsel temasta bulunulamazdı. Nihayet her gebelik, gebe kalma olasılığını uzun bir süre için ortadan kaldırır. Gebelik dokuz ay sürer, sonra da, eğer kadın çocuğu emzirirse, öbür yıla kadar gebe kalma durumu ortadan kalkar. Ancak eğer kadın çocuğu emzirmez veya çocuk düşürürse gebe kalma olasılığı derhal belirir.
Doğum kontrolüne ilk gebeliğin ertelenmesi, gebelikler arasında belirli bir sürenin geçmesi, ya da gebeliğin tamamen önlenmesi için başvurulur. Gebeliğin tamamen önlenmesi isteği, annede bulunan bazı hastalıkların sonucu olabileceği gibi, anne ile babanın evli olmaması ya da mali durumlarının yetersiz olması gibi nedenlere dayanabilir.
Doğum kontrolünde kullanılan en yaygın yöntem ağızdan hormon alma yöntemidir. Hormonlar hap şeklinde alınır. Bu haplar hipofiz bezinin gonadotropin adı verilen hormonlarının salgılanmasına engel olarak, bu hormonların etkisiyle meydana gelen yumurtlamayı önlerler. Hapların içinde bulunan hormonların benzerleri gebelik şırasında kadın vücudunda bol oranda bulunduğundan, bunların yan etkileri gebeliğin yan etkilerine çok benzer. Örneğin ilk aylarda bulantı, kusma, kilo alma görülebilir. Bazen ara kanaması meydana gelebilir. Haplar yirmi bir gün süre ile alındıktan sonra, hap alımına bir hafta ara verilir. Hapların gebeliği önlemede etkililiği yüzde yüzdür.
Doğum kontrolü sağlamak amacıyla kullanılan yöntemlerden biri de, dölyatağı içine bazı özel araçların yerleştirilmesidir. Plastikten yapılmış olan bu araçlar plastik bir borucuk içinden bir pistonla itilerek dölyatağı boşluğuna bırakılır ve doğum kontrolü istendiği sürece burada kalırlar. Bu araçların doğum kontrolündeki etki mekanizması tam bir açıklığa kavuşmamıştır. Bir görüşe göre, bu araçların varlığı nedeniyle Fallop boruları normalden daha fazla hareket etmekte, bu hareketin sonucunda yumurta hücresi gerektiği kadar olgunlaşmadığı için döllenmesi gerçekleşememektedir.
Başka bir görüşe göre de, dölyatağı içine yerleştirilen araçlar burada bir yangılanmanın doğuracağı tepkiye benzer bir tepki doğurmakta, bu nedenle, döllenmiş yumurta hücresi dölyatağı boşluğuna yerleşememektedir. Aracın uygulanmasından sonra az miktarda bir kanama olabilir. Bazı kimselerde adetlerin süresi uzayabilir, Dölyatağı, aracı dışarı atmak için kasılmalar yapacağından, aracın dışarı atılması olasılığı da vardır. Araç, gebeliği yüzde doksan sekiz oranında önler.
Doğum kontrolünü sağlamak amacıyla kullanılan fiziksel engellerin en yaygını ise prezervatiftir. Cinsel birleşme sırasında penisin üzerine takılan prezervatif, meninin kendi içinde kalması nedeniyle dölyoluna dökülmesini engeller. Bir başka mekanik araç da serviks takkesidir. Adetten sonra dölyolu ağzına takılıp, bir sonraki adetin ilk günü çıkarılan .bu kapakçıkların sakıncası, takılıp çıkarılmasının sıklığı nedeniyle bu bölgede yangılanmalara yol açmasıdır. Gebeliği önlemek için kullanılan bir mekanik araç da diyaframdır. Diyafram, cinsel birleşmeden önce dölyoluna yerleştirilen, boru biçiminde ve meninin dölyatağına yaklaşmasını engelleyen bir araçtır.
Cinsel birleşme sırasında kadının gebe kalmasını önlemek amacıyla, dölyoluna meni hayvancıklarını öldüren maddeler içeren tabletler ya da kremler de koyulabilir. Ancak bunların etkililikleri yüksek değildir. Bunun gibi, birleşmeden önce konsantre tuzlu su emdirilmiş süngerlerin dölyoluna yerleştirilmesi ya da birleşmeden sonra kadının sirke, limon suyu ya da asit niteliği olan başka maddeler içeren eriyiklerle dölyolunu yıkaması fazla başarılı sonuçlar getirmeyen yöntemlerdir.
Çok yaygın olarak kullanılmakla birlikte, etkenlik derecesi çok düşük olan bir doğum kontrolü yöntemi de kesintili cinsel birleşme (coitus interruptus) dir. Cinsel birleşme sırasında erkeğin meni gelmeden hemen önce çekilip, kadından ayrılması ilkesine dayanan bu yöntemin sakıncası, kadını ve erkeği tam anlamıyla doyuruya ulaşmaktan engellemesidir. Ayrıca meni gelmeden önce penisin ucundan akan salgının içinde de meni hayvancıkları bulunduğundan, bu yöntemin istenilen sonucu vermesi her zaman mümkün değildir.
Doğum kontrolünün başarı oranı yüzde seksen beşe yakın bir yöntemi, ritm yöntemidir. Kadında yumurtlama, yaklaşık olarak adetin 14. günü gerçekleşir. 28 günde bir adet gören bir kadın, adetin 11-17. günleri arasında gebe kalabilir. Bu günlerde cinsel birleşmede bulunmayacak olursa, gebe kalma olasılığı da önlenmiş olur. Yumurtlama günü vücut sıcaklığı ile de saptanabilir. Yumurtlamanın gerçekleştiği gün vücut sıcaklığında hafif bir yükselme görülür.
