RSS
15 Nisan 2008 | admin | 0 Yorum Var.

Doğum Korkusu

Doğum Korkusu

Doğuma ve ana babalığa hazırlama okulları, günümüzde A.B.D. ve İngiltere’de yaygındır; bununla birlikte iyi okul bulmak bazen güçtür. Çoğu zaman kocalar da öğrenimin hiç değilse bir kısmına katılarak, gebelik ve doğum sırasında kadına ne şekilde yardım edileceğini öğrenirler. Bu okullarda kadın, doğum sırasında nasıl davranılacağını, doğum sancılarıyla başa çıkmak için hem sinir kaslarının kontrolünün, hem özel soluk alma tekniklerinin gerekli olduğunu öğrenir. Bu okullarda ayrıca, eğer anne çocuğunu kendi emzirmeyi planlıyorsa, süt verme üstüne bilgi verilir.

Nasıl gevşeneceğini ve nasıl iyi nefes alınacağını öğrenmenin yalnız doğum sırasında değil, aynı zamanda gebelikte kadınların geceleri uyumakta güçlük çekmeleri veya uyandıktan sonra yeniden uyuyamamaları hallerinde de yararı dokunur. Bu durumlar sıkıntılı veya sinirli olunmadığı zamanlar için söz konusu değildir. Bazı kadınların doğum sancılarını veya bebek doğduktan sonra onun nasıl bakılacağını düşünerek, kuruntulara kapılmaları oldukça normaldir. Kadınların bazısı doğum halini utanç verici sayarak sıkılır, bazısı da doğum sırasında ölmek, anormal çocuk doğurmak veya kocaları tarafından artık eskisi kadar sevilmemek gibi korkulara kapılır. İyi bir doğum öncesi öğretmeni, öğrencilerini bu gibi sorunları tartışmaya teşvik eder, böylelikle karşılıklı anlayış ve güven havası içinde bu endişeler giderilebilir.

Gebe kadınları ve kocalarını en çok düşündüren konulardan biri, gebelik sırasında cinsel temasta bulunup bulunulamayacağı veya gebeliğin hangi dönemine kadar temasta bulunulabileceğidir. Çocuk düşürme tehlikesi olmadıkça (dölyolundan kan gelmesi bunun bir belirtisidir) karı koca için cinsel temasta bulunmanın hiç bir sakıncası yoktur. Daha önceki bir gebeliği düşükle sonuçlanmış bir kadın, gebeliğin ilk üç ayı içinde, adet görmesi gereken günlerde cinsel temastan kaçınmalıdır. Ayrıca gebeliğin sonunda bebeğin başı aşağıya indiğinden cinsel temas kadın için rahatsızlık verici olacağından cinsel ilişkide bulunulmaması yerinde olur. Gene kadının alışageldiği jimnastik hareketlerini yapmaya devam etmesi zararlı değildir. Ancak yorulmamaya dikkat etmelidir.

Gebelikte denge kavramı değiştiği için, bazı sporlar tehlikeli olabilir; fakat yavaş yavaş yüzmek ve kısa yürüyüşler yapmak çok yararlıdır. Uzunca bir süre hareketsiz oturmak leğen ve bacaklardaki kan dolaşımını bozar. Bu nedenle uzun otomobil, tren veya uçak gezilerinden kaçınılmalıdır. Böyle bir yolculuk kaçınılmaz olursa, yolculuk sırasında sık sık oturuş şeklini değiştirmeli ve fırsat buldukça hareket etmelidir. Evde veya büroda çalışırken gebe kadın ayakta durmayıp oturmalı veya hareket etmelidir; ayrıca çalışma masası da rahat çalışmayı sağlayabilecek bir yükseklikte olmalıdır. Sık rastlanan korkulardan biri de, annenin bir hareketiyle, kordonun bebeğin boynuna dolanmasına sebep olmasıdır. Kordon jelatine benzer bir maddeyle kaplı olduğu ve su içinde bulunduğu için, gebelik sırasında böyle bir olaya rastlanmaz. Bu yersiz korku genellikle, yaşlı kadınlardan dinlenilen asılsız hikayelere dayanır. Bu yüzden gebe kadınların merak ettikleri bir konuyu hekime sorup öğrenmeleri en doğru davranıştır.

Gebeliğin hekim tarafından saptanmasından sonra her ay hekime görünmek yerinde olur. Gebeliğin son üç ayında ise, hekim hastasını on beş günde bir ve bir süre sonra ise her hafta muayene etmek isteyebilir. Bu doğum öncesi muayeneleri, hem annenin sağlığının aksamamasına, hem de bebeğin iyi gelişip kolay doğmasına geniş ölçüde yardımcı olmak bakımından büyük önem taşır. Doğuma elverişli bir sağlık durumunu saptamak için anne muayeneden geçirilir; kanı ve sidiği tahlil edilir, kan basıncı ölçülür; annenin karnının dinlenmesi, dölyolu muayenesi ile dölyatağının durumu ve gebeliğin sonlarında bebeğin durumu belirlenir. Gebeliğin yirmi dördüncü haftasına doğru bebeğin kalp atışları, dölüt stetoskopu aracılığıyla dinlenebilir. Gebeliğin sonlarına doğru, hekim bebeğin kalp atışlarını annesine dinletebilir.

Bebek genellikle, gebeliğin yedinci ayına doğru başını aşağı döndürür; doğuncaya kadar, sağa-sola doğru hareket etmekle birlikte, hep bu durumda kalır. Doğumdan bir ay veya daha az önce, başını leğenin içine yerleştirince tekmelerin büyük bir kısmı dölyatağının tepesinden duyulur; kollarının vurduğu darbeler daha hafiftir; gövde bütünüyle sağa sola doğru oynadıkça anne karnının üstünde dalgaya benzer bir hareket hisseder.

Eğer bebeğin yüzü, genellikle olduğu gibi bir yana veya annesinin arkasına doğru dönükse, anne için bebeğin ayaklarının nerede olduğunu anlamak gayet kolaydır. Bu durumda bebeğin arkası ve kaba etleri karnın ön tarafında ve vücudun bir yanında hafif bir eğri meydana getirir. Eğer bebeğin yüzü ön tarafa dönükse, anne onun bütün hareketlerini karnının üstünde duyar ve ikiz çocuğu olduğunu sanır. Çünkü bu durumda çocuğun kol ve bacakları ön taraftadır. Bebek dölyatağında dimdik olursa, tekmelerinin büyük bir kısmı çok aşağıdan duyulur ve anne kaburga kemiklerinin altında, yukarıda duran başın meydana getirdiği sert, yuvarlak yumruyu farkeder.

Bebek dölyatağının içinde yalnız dönmekle, kol ve bacaklarını büküp uzatmakla kalmaz, aynı zamanda başparmağını emer, soluk alma kaslarını kullanır (bununla birlikte akciğerlerine hava girinceye kadar solunmaz), yutabilir ve hatta hıçkırabilir. Gürültüye, bazen büyük bir etkinlikle cevap verir. Müziğin bazı bebekleri etkilediği sanılmaktadır. Yapılan bazı deneylerde, karınlarının üstünde aralıklı ses veren bir diyapazon bulunan gebe kadınlara, kulaklıklar aracılığıyla bu ses dinletilmiş ve bebeklerin bazı notalar vurulduğu zaman anneleri bu sesleri duyamadıkları halde her zamankinden daha fazla hareket ettikleri görülmüştür.

Bebek annesinin kalp atışlarını duyabilir, bu nedenle yeni doğan bir bebeği yatıştırmak için, ona kalp atışlarıyla aynı hızda çarpan, düzenli, ritimli sesler verilebilir. Nitekim Japonya’da «annenin kalp atışları» diye adlandırılan kalp biçiminde küçük makineler, ağlayan bebekleri susturmakta çok etkili olmaktadır. Bebek annesinin mide-bağırsak mekanizmasının seslerini de duyduğundan, dölyatağında oldukça gürültülü bir ortamda bulunur. Gebe kadın hareket ettikçe karnındaki bebek de sallanır; bu nedenle doğduktan sonra, annesi ev işlerini yaparken ona bir bebek taşıyıcısı ile bağlanan, ya da uyuması için beşikte sallanan bebekler bu durumdan memnun görünürler. Bazı uzmanlar bebeğin sağlıklı ve mutlu olması için, doğumdan sonraki ilk haftalarda ona dölyatağındaki ortama çok benzer bir ortam sağlamak gerektiğini ileri sürmektedirler.

Yaklaşık doğum tarihinden üç veya dört hafta önce, kadınların çoğunun morali bozulur, alıngan olurlar. Uykusuzluktan şikayet ederler. Gündüzleri sırt ağrıları, kramplar ve kasılmalardan rahatsız olurlar. Bu durumlarda kadının kocası tarafından gezmeye çıkarılması ve oyalanması doğru olur. Çalışan kadınlar, doğum tarihinden yedi veya sekiz hafta önce işlerinden ayrılırlar. Böylelikle bol vakitleri olur, sabahları istedikleri kadar yatakta yatabilirler.

Doğumdan birkaç gün önce bebek genellikle biraz daha aşağı kaydığından, annenin kalçasında kasığında ve sırtında ağrılar olur. Ayrıca bebeğin başı böbreğe basınç yaptığından genellikle kadın sık sık işemek ihtiyacını duyar. Bu arada Braxton Hicks kasılmaları denen sancılar da olabilir; bunlar son derece düzenli olduklarından kadın doğumun başladığını sanabilir; ancak bunlar daha kuvvetli ve daha uzun süreli olarak, iki saat süreyle gelmedikçe doğum başlamış sayılamaz.

Doğum günü veya biraz daha önce, genellikle kadın kendini birdenbire çok güçlü hisseder, ağır işler yapmak ister. Bu durum hayvanların yuva yapmasına benzer bir davranış olarak nitelendirilebilir.

RSSYorum Yaz  |  Trackback URL