Ağrılı Adet
Ağrılı Adet
Adet nedeniyle dölyatağında beliren ağrı. Bu ağrı çok defa adetin ilk günü hissedilir. Genellikle adet kanaması başlamadan önce çoktur ve adet kanaması başlayınca, hasta nispeten rahat eder.
Kadınların yaklaşık olarak yüzde ellisi adetle ilgili bir ağrıdan yakınırlar; ancak ileri derecede ağrı hissedenlerin oranı sadece yüzde beş-on arasındadır. Duyulan ağrı ile hastanın toplumsal durumu, mesleği, tahsil durumu arasında bağlantı vardır. Hastanın duygusal denge durumunun da bu ağrıyı etkilediği bilinir. Ağrılı adet gören bir kadının kızının da ağrılı adet görme olasılığı yüksektir. Tek çocuğun ağrılı adet görme olasılığı kız ve erkek kardeşlerle büyümüş olanlardan fazladır. Ağrılı adet genellikle ilk adetin görülmesinden yaklaşık olarak iki ile dört yıl sonra başlar, 25 yaşından sonra ilk defa görülmesi ve 30 yaşından sonra da devam etmesi azdır.
Ağrılı adetin belirtisi, karnın alt bölümünde sancı hissedilmesidir. Bazen hastalar ağrıyı daha derinlerde ve baldırlarına doğru yayılır bir şekilde hissederler. Ağrı hiç bir zaman bacakların arka bölümünde ya da dizden aşağıda kalan kısımda duyulmaz. Hastanın rengi soluktur; ağrı duyarken terleyebilir; ishal, bulantı ve kusma görülebilir. Dışkılama ya da idrar etme hissinin de belirmesi, bu rahatsızlıkta otonom sinir sisteminin de rol oynadığını düşündürmektedir.
Ağrının kolik niteliğinde olması, yani zaman zaman sıkışma halinde belirip kaybolması, dölyatağında kasıntıya yol açan (özellikle hipofiz ön bölümünün salgıladığı oksitosin hormonu gibi) maddelerin verilmesiyle meydana gelebilmesi, adet sırasında duyulan ağrının anormal dölyatağı kasıntılarının sonucu olduğunu düşündürmektedir. Eskiden, dölyatağında kanın dışarı rahat bir şekilde akmasını engelleyen bir durumun bulunmasının bu rahatsızlığa yol açtığı kanısı yaygındı.
Yeterince gelişmemiş bir dölyatağında bulunan bağ dokusunun, dölyatağının kaslarının gerekli şekilde kasılarak adet kanını dışa atamamalarına yol açtığı ve böylece sancıya sebep olduğu görüşü de, bu rahatsızlığın nedeni olarak ileri sürülmüştür. Ancak incelemeler ağrılı adet gören kadınların ancak yüzde üçünün yeterince gelişmemiş dölyatağına sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca, yapılan histolojik incelemeler, dölyatağındaki bağ dokusu miktarı ile duyulan ağrı arasında hiç bir ilişki bulunmadığını da ortaya koymuştur.
Kas faaliyetinin hormonsal dengesizliğin etkisiyle bozularak böyle bir sonuca yol açabileceği görüşü de yürürlüktedir. Eğer dölyatağı, adetin ikinci yarısında, yumurtalıkta oluşan ve sarı cisim (corpus luteum) denilen bir bölgenin salgıladığı progesteron hormonunun etkisi altında kalmazsa ağrı belirmez. Yani ağrı, sadece yumurtlama gerçekleştiği zaman duyulur. Bu, yeni adet görmeğe başlayan kızların niçin hemen ağrı duymadıklarını da açıklar. Bu kızlar ancak, birkaç yıl sonra, yumurta hücresi meydana getirmeğe başlayınca ağrılı adet görebilirler. Bu bulguya dayanarak, hekimler ağrılı adet görenlere doğum kontrolü hapları vermişler ve böylece, yumurtlamayı engelleyerek adet sırasında ağrı duyulmasına engel olmuşlardır.
Bu rahatsızlığın nedenini açıklamak için ileri sürülen görüşlerden biri de dölyatağının ağız bölümüne yakın bir alanda bulunan halka şeklindeki kas liflerinin, bu kasların çalışmasını denetleyen otonom sinir sisteminin düzensiz çalışması sonucu, aşırı şekilde kasılarak kan akımını engelledikleridir. Progesteron hormonunun, bu alandaki kasları, sinir sisteminin uyarılarına daha duyarlı kıldığı bir gerçektir. Bütün bu görüşler, serviks kanalının genişletilmesinin, çocuk doğurulması gibi işlemlerin ağrıyı giderici etkileri olmasının nedenini açıklayabilirler. Serviksin genişletilmesi, hastaların üçte ikisini iyileştirir ve beşte birini de nispeten rahat ettirir. Bu iyileşme iki yıl kadar sürer ve sonra ağrı yeniden ama daha az bir şekilde belirebilir.
Eğer rahatsızlık cerrahi tedaviyi gerektirecek kadar ağır değilse basit ağrı giderici ilaçlardan yararlanılır; aspirin, fenasetin ya da klorpromazin yardımcı olabilir. Ancak, yerli yersiz kullanılan bu ilaçları bazı hekimler hastalarına vermek istemezler. O zaman antispazmodik (kaslardaki kasıntıyı çözücü) ilaçlar kullanılabilir. Petidin ve morfin de bu alanda olumlu sonuç sağlayabilir; ama alışkanlığa yol açabildiklerini unutmamak gerekir.
Bu tür ilaçlarla giderilemeyen ve yaşın ilerlemesi ile de geçmeyen başka bir ağrılı adet tipi daha vardır. Adet sırasında gerçekleşen kanama fazlaysa (menoraji) dölyatağı içinde bir pıhtı oluşur ve dölyatağı sanki bir düşük yaparmışçasına ağrılı bir şekilde kasılarak bu büyük pıhtıyı atmak ister. Bu durumda yapılması gereken, fazla kanamanın nedenini bulup onu tedavi etmektir. Tıp dilinde bütün dölyatağı iç zarının tüm olarak aynı anda atılması durumuna «dölyatağı iç zarı ağrısı» anlamına gelen «mambranöz dismenore» denir. Bu da büyük pıhtı gibi ağrıya yol açar.
Bu durumlar dışında dölyatağında bulunabilecek doğuştan bir oluşum anormalliği de, ağrılı adet görülmesine yol açabilir. Dölyatağı iç zarının dölyatağında genellikle bulunduğu yerlerden başka alanlara sürüklenip yerleşmesi de, her adette hormonsal etki altında bir miktar kanama gerçekleşeceğinden, adet sırasında ağrı duyulmasına sebep olur. Bu tür rahatsızlık, yumurtalıkların çıkarılması, bu alanlardaki dölyatağı iç zarı parçacıklarının cerrahi yöntemlerle temizlenmesi ya da doğum kontrolü hapları ya da benzer hormonların kullanılmasıyla kesin bir şekilde iyileştirilir.
Cinsel Yaşam | İlk yorumu sen yap »
Etiketler: Ağrılı Adet