Çocuk Felci
Çocuk Felci
Omurilik veya soğancıktaki hareket sinirleri hücrelerinin bir virüs etkisi altında kalmalarıyla meydana gelen, ivegen bir hastalık. Belirtileri çok çeşitlidir. Felç durumu bulunmayan, nezle tipinde hafif bir ateşten, kasların şiddetli bir gevşemeyle felce uğramasına kadar değişik belirtileri vardır. Bu hastalığa en çok çocuklar yakalandığından «çocuk felci» denir. Ancak, genç erginlerde de sık görüldüğünden son yıllarda bilimsel adı olan poliomielit ya da bunun kısaltılmış biçimi polio sözcükleri daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Ağızdan alınan bir polio aşısının geliştirilmesi, salgınları önemli ölçüde önlemiştir.
Bu hastalığı ilk önce açık bir şekilde 1840′ta Jacob von Heine tanımlamıştır. Bilinen ilk salgın ise 1881 yılında İsveç’te görülmüştür. Bu tarihten, 1950′lerde aşının etkili bir duruma getirilmesine kadar, zaman zaman bütün dünyada salgınlar olmuştur. Yılın herhangi bir ayında tek tuk çocuk felci olayları görülürse de kuzey yarımkürede asıl salgınlar yaz sonları ve güz başlarında ortaya çıkar.
Çocuk felcinin etkeni üç virüstür. Her üçü de çok küçük (filtran) olan bu virüsler aynı çeşittendir. Virüs, ya solunum ya da el veya ağıza bulaştıktan sonra yutma yoluyla alınır. Felçli hastaların yüzde doksanı dışkılama yoluyla virüs çıkarır. Sağlam kimseler de virüs taşıyabilirler. Yutma yoluyla alınan virüs, besinler aracılığıyla kana ve lenf kanallarına girer ve bütün vücuda yayılır. Merkezsel sinir sisteminde sinir yolları boyunca dağılır ve birçok durumda oradan omurilik veya beyindeki hareket siniri hücrelerine geçer.
Virüs etkisi bazen farkedilmeyecek kadar hafiftir. Bu durumda, hastalığı hangi virüs yapmışsa, hasta o virüse karşı dokularında hiçbir hırpalanma olmadan bağışıklık kazanır. Virüsün daha ciddi bir saldırısında ateş, boğaz ağrısı, mide bulanması, kusma, ishal, huzursuzluk ve uyuşukluk gibi grip belirtileri görülür. Çocuk felci olaylarının üçte ikisi bu çeşittendir; hasta bu çeşide yakalanmışsa felce uğramadan iyileşir.
Ağır durumlarda hareket siniri hücreleri hastalanırsa da büsbütün ölmeyebilir; bu durumda felç geçicidir. Ancak, hücreler virüs tarafından yok edilirse, tekrar canlanamazlar. Bu durumda kasın çalışması sürekli olarak aksar. Hastalığın ortaya çıkışı birden olabildiği gibi, yavaş yavaş da olabilir. İkinci şekilde hasta bir iki gün renksizdir ve belirsiz ağrılar, sızılar duyar. Ateş yükselmesi çok hafiftir. Bu durum yavaş yavaş sırtta veya kol ve bacaklarda daha şiddetli ağrılara, kas gevşekliğine, ense sertliğine, uykusuzluğa ve genel zayıflığa dönüşür. Felç bundan sonraki aşamada ortaya çıkar. Hastalığın birden ortaya çıktığı durumlarda ateş 40 derecenin üzerine çıkar; baş ve vücut ağrıları şiddetlidir. Vücut ağrılarının yeri, omurilik ve beyinde hangi bölüm virüsün etkisindeyse ona göre değişir.
En çok omuriliğin virüs etkisi altında kaldığı türe rastlanır. Bu olaylarda omuriliğin ön taraftaki çıkıntıları etki altında kalır. Güçsüzlük aşağı yukarı üçüncü gün ortaya çıkar ve tam felce götürür. Genellikle bacaklarda kola oranla daha çok felç görülür. Virüs diyafram ve solunum kaslarını hareket ettiren sinirlerin hücrelerini etkisi altına almışsa, solunum engellenir; buna solunum poliosu denir. Hasta öksüremez, aksıramaz, koklayamaz; solunumu için kendisine yardım edilmezse ölür. Hafif durumlarda hastanın yalnız göğsünü içine alan bir solunum aracı kullanılmakla iyi sonuç alınabilir. Fakat ağır durumlarda hastanın çelik ciğere konulması gerekir.
Sinir sisteminin omuriliğin hemen üzerindeki kısmına soğancık denir. Soğancıktaki hareket siniri hücreleri zedelenirse yutma ve konuşma hareketini yapan kaslar işleyemez. Bunun sonucu olarak boğazda salgılar birikir, hasta boğulabilir. Bunu önlemek için ya hastanın boğazına bir emici pompa konulur ya da trakeotomi (gırtlağın cerrahi yolla açılması) yapılır. Fakat buna rağmen soğancık felcinde ölüm oranı yüksektir.
Çocuk felcinin felç gelmeden teşhisi, özellikle güçlü klinik bulgulara ve omurilik sıvısının laboratuvar incelemelerine bağlıdır. 1951 yılında virüsün saptanması için çabuk sonuç veren bir yöntem bulunmuştur. Bu yöntemde kültür ortamına hastanın dışkısından alınan bir parça katılır. Çocuk felcinden şüphelenilir şüphelenmez hasta yatırılır. Felcin önlenmesi erken teşhise ve hastayı derhal dinlenmeye almaya bağlıdır. Virüs genellikle çok çalışan bir kas grubu üzerine etki yapar. Bunun için kol ve bacaklar en rahat şekilde dinlendirilmelidir. Kıvrılma ve bükülmeler açılmalı, el ve ayaklar doğal duruşlarında bırakılmalıdır. Hasta huzursuzluk ve uykusuzluk çeker; nemli bir sıcaklık hastayı ferahlatır. Felç gelip gelmediğini, solunma ve yutma güçlüğü başlayıp başlamadığını erken saptayabilmek için hasta sıkı bir denetim altında tutulmalıdır.
Felç görülen olaylarda, fizik tedavisi yapılır; bu tedavi iki üç yıl sürebilir. Tedavinin amacı organların, özellikle omurganın biçiminin bozulmasını önlemektir. Kasılmaları önlemek ve zayıflamış kasları güçlendirmek için de fizik tedavisi önemli yarar sağlar. Felç ağırsa, uzun sürmüşse, biçim bozulması önlenemiyorsa kasları düzeltmek, normal işlevlerine döndürmek için ameliyata başvurulur.
Bu hastalıkta ilk bozukluklardan sonra kas güçsüzlenmesi durur. Yani zaman geçtikçe kas daha da güçsüz olmaz. Ancak, bu hastalığı geçirmiş kimse ileri yaşlara geldiğinde evvelce hastalanmış olan kol veya bacağında artrit (eklem yangısı) olması çok görülen bir durumdur. Fakat yaşlanmanın doğal sonucu olan artrite yalnız çocuk felci geçirenlerde rastlanmaz.
Hastalık sineklerle ve hastalık bulaşmış yiyeceklerle yayıldığından, özellikle salgın sırasında yiyecek temizliğine çok dikkat etmek gerekir. Çocuklar böyle zamanlarda kalabalık yerlere, özellikle plajlara götürülmemelidir. Sağlığın iyi olup olmamasının, iyi beslenip beslenmemenin bu hastalığa yakalanmakta olumlu ya da olumsuz rolü yoktur. En güçlü korunma, hastalığı çok hafif geçirerek veya aşılanarak elde edilen bağışıklık ile olur. Çok fazla fizik çalışma, birden üşütme, gebelik, ufak ameliyatlar, başka bir hastalığa karşı aşılanma çocuk felcine uygun ortam hazırlayabilir.
Çocuk felci etkeninin üç tane çok küçük virüs olduğu daha önce belirtilmişti. Bunlara Brunhilde, Lansing ve Leon adları verilmiştir. Bu virüsler ancak canlı dokuda yaşayabilirler; fiziksel ve kimyasal etkenlere direnirler; bir süre su, süt ve lağım pisliğinde yaşayabilirler. Bunları yenebilmek için çok uzun zaman gerekmiştir. 1939′da maymunlar, daha sonra da fareler ve kobaylarda çocuk felci meydana getirilmiş, virüsün yok edilmesi bu yolla sağlanmıştır. Ancak, sinirsiz doku hücrelerinde üretilebilmesi, böylelikle aşıya giden yolun açılabilmesi ancak 1949′da gerçekleşmiştir. Zayıflatılmış virüsün ağızdan verilmesine dayanan Sabin aşısı ile öldürülmüş virüs kullanılan’ Saik aşısından hangisinin üstün olduğu uzun süre tartışılmıştır. Bugün, üç tane zayıflatılmış canlı virüs karmasını ağızdan veren aşı, sıcakla öldürülmüş virüsün enjeksiyon yoluyla verilmesine dayanan aşıdan daha üstün sayılmaktadır.
Beyin Hastalıkları | İlk yorumu sen yap »
Etiketler: Çocuk Felci