İçme Suyu

Nisan 21st, 2008admin

İçme Suyu

Bir suyun içilebilir olabilmesi için bazı fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik özelliklere sahip olması gerekir. Fiziksel bakımdan renksiz, kokusuz, tatsız, berrak, havalandırılmış, taze ve her mevsimde sıcaklığı sabit olmalıdır. Suda görülen bir renk, bir koku, bir tat, bir bulanıklık suyun bakteriyolojik ve kimyasal bakımdan kirli olduğu şüphesini doğurur. Hiç havalandırılmamış ya da yeter derecede havalandırılmamış suların tadı iyi değildir.

Uzun süre kaynatıldıktan sonra soğutulmuş sularda da ayni durum görülür. Çünkü kaynayan su, içinde çözünmüş bulunan oksijeni ya da havayı büyük ölçüde kaybeder. Taze bir suyun sıcaklığının 12°C’den yüksek olması gerekir. Tazelik de suyun tadını etkileyen önemli bir öğedir.

Kimyasal açıdan su değişmez bir kalıntı, yani çözülmüş tuzlar içermelidir. Bu tuzların miktarı litre başına 70 mg.’dan az, 500 mg.’dan da yüksek olmamalıdır. Eğer suda erimiş tuz miktarı 500 mg.’dan fazla ise, su tuz bakımından çok zengin demektir. Suda en bol bulunan tuzlar kalsiyum ve biraz da magnezyum tuzlarıdır. Eğer bu tuzların miktarı belli bir sınırı aşarsa suya sert su denir.

Sert su da diğer sular gibi içilebilir, fakat birtakım sakıncalar gösterir. İyi bir suyun içinde amonyak ve nitritler bulunmamalı ancak çok az miktarda nitrat bulunmalıdır. Çünkü bu maddeler sadece insan sağlığına zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda organik maddelerin kokuşmasından meydana geldiklerinden suyun bakteriyolojik bakımdan kirlenmiş olduğunu gösterirler.

İyi bir su çok mikrop içermemelidir. Mutlak bir şekilde steril, yani hiç mikrop taşımayan doğal sular çok azdır. Bakteriyolojik bakımdan içilmeye uygun bir su, cm3 başına 100′den fazla mikrop taşımamalıdır. Suda bulunan mikrop miktarının değişmemesi çok önemlidir. Büyük sağanaklardan sonra sudaki mikrop miktarı artabilir. Eğer böyle bir artış gerçekleşirse suyun dışarıdan gelen maddelerle kirlendiği anlaşılır. Bu nedenle uzun süren şiddetli yağmurlardan sonra, içme suyunun mikrop sayısında çoğalma olup olmadığını denetlemek daima yararlıdır. Aynı kontrol kimyasal açıdan da yapılabilir. Bir suyun içilebilir olması için o suyun içinde koli basilinin bulunup bulunmaması büyük bir önem taşır, iyi bir suda bu mikrop bulunmaz.

Sonuç olarak denebilir ki, bir suyun içilebilir olup olmadığı birbirini izleyen çok sayıda incelemelerden sonra anlaşılabilir. Bir suyun içilebilirliğini kesin bir biçimde ortaya koyun bu fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik incelemelerde önemli olan sadece elde edilen sonuçlar değil, aynı zamanda bu fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik sonuçların birbirlerine karşı değişmezlikleridir. Bu sonuçlar yapılan bütün incelemelerde birbirlerini tutmalı ve değişmemelidir.

İÇME SULARININ KAYNAĞI

İçme suyunun yukarıda sözü edilen fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik durumunu kesin olarak bilmek yeterli değildir. Bu suyun kaynadığını bilmek, arılığı, içilip içilemeyeceği konusunda gerçeğe yakın bir ön fikir verebilir. İçmek için en uygun su kaynak suyudur. Daima saf olan kaynak suyu dağlarda kar ve buzullardan gelir. Oldukça uzun süre yerin altında aktıktan sonra yüzeye çıkar. Kaynak suyu tuz bakımından oldukça fakirdir, içinde fazla mikrop da bulunmaz. Çok taze olan bu çeşit suların sıcaklıkları yaz, kış değişmez. Çünkü yerin çok derin katlarından geldiklerinden atmosferdeki sıcaklık değişimlerinden etkilenmezler.

Tıpkı bir yer altı ırmağı gibi yer altında çeşitli derinliklerde akan yer altı suyu, kuyu kazarak yeryüzüne çıkarılabilir. Ancak, kuyu açılarak yeryüzüne çıkarılan yer altı suyunun toprağın yüzeyinden gelecek kirlenmelerden etkilenmemesi için belli bir derinlikte bulunması gerekir. Fakat bir kuyu suyunun içilebilirliği sadece bu kuyuyu besleyen yeraltı suyunun derinliğine bağlı değildir. Yeraltı suyunun Çizerinde bulunan toprak katının az ya da çok gözenekli oluşu ve geçirgenliği; kuyuya bitişik arazinin ekiliş biçimi (sebze ekiminde ayrılmış topraklar bol gübrelendiklerinden çevredeki kuyuları kolaylıkla kirletebilirler) de bu konuda rol oynar.

Bazen büyük kentlerin su ihtiyacını karşılamak için ırmak ya da göl sularından yararlanılır. Kıyıdan ve kıyı kentlerinden uzak olduğu ve orta derinliklerden alındığı takdirde, göl sularının arılık derecesi oldukça iyi, sıcaklığı ise değişmezdir. Fakat bu durum her zaman gerçekleşemez. Irmak sularının içilebilirliği göl sularına göre daha elverişsizdir. Çünkü ırmak suları yükselme zamanlarında kirlenirler. Bu yüzden, kaynak sularının bulunmadığı yerlerde su ihtiyacını göl ya da ırmak suları ile karşılamak gerektiğinde, bu gibi suların içilebilirliği sağlanmalı ve mikropları giderilmelidir, örneğin İstanbul şehrinin su ihtiyacı Terkos gölünün temizlenmiş suları ile sağlanır.

SU BORULARININ TEMİZLİĞİ

Arıtılmış bir suyun su borularında yol alırken kirlenmemesi için, su borularının yapım ve kullanımında birtakım kurallara uymak gerekir. Su boruları toprağın altına, suyun sıcaklığının atmosferdeki ısı değişimlerinden etkilenmeyeceği bir derinlikte yerleştirilmelidir. Su boruları font, Mannesman çeliği ya da eternitten yapılmalıdır.

Özellikle boruların birleşme noktaları kusursuz olmalı, dıştan gelecek her türlü sızıntı ve kirlenmeleri önleyebilmelidir. Eğer su karbondioksit bakımından zenginse boruların yapımında kurşun kullanmaktan kaçınmalıdır. Çünkü kurşun suda kolayca çözüleceğinden zehirlenmeye sebep olur. Suyun, bir binanın en üst katına kadar çıkabilmesi için, borularda belirli bir basınç altında dolaşımı gerekir. Bu basınç genel olarak 56 atmosfer, gökdelenlerin bulunduğu büyük ve kalabalık kentlerde ise çok daha yüksektir.

SUYUN İÇİLEBİLİR HALE GETİRİLİŞİ

Bir bölgenin su ihtiyacını karşılamak için saf ve içmeye uygun bir su bulunmuyorsa, temiz olmayan sularla (örneğin, nehir suyu) bu ihtiyacı karşılamak gerekir. Fakat ilkin suların içilebilir bir hale getirilmesi gerekir.

Suyun içilebilir hale getirilmesi için kullanılan en eski yöntem süzmedir. Bu yönteme göre su, uygun kalınlıkta özel filtrelerden geçirilir. Filtreler suda asılı bulunan maddeleri ve mikropları tutarlar. Böylece su berrak ve içilebilir hale gelir. Kalıntıları 1,20-1,50 m. olan kum filtreleri, temizlenecek suyun altında bırakılır. Bu filtrelerin süzücü bölgesi, filtrenin yüzeyinde bulunan ve organik maddelerden meydana gelmiş ince bir kattır. Bu kat suda bulunan hayvan ve bitki artıklarını, yosunları, bakterileri ve tek hücrelileri tutar. Ancak bu tür filtrelerin çalışması yavaştır. Bir adı da Amerikan filtreleri olan pıhtılaştırıcı filtreler çok hızlı ve etkili filtrelerdir.

Temizlenecek olan suya önce bir pıhtılaştırıcı madde (alüminyum sülfat) katılarak suda asılı bulunan en büyük tanecikler çökertilir. Sonra su çabuk filtre edici silisli bir kum tabakasından geçirilir. Yağmur filtreleri ise üzerlerine suyun tıpkı yağmur gibi bel!i bir hız ve biçimde düştüğü 1,20-1,50 m. uzunluğundaki silisli kum yığınlarından meydana gelmiştir.

Suların mikropsuzlaştırılması için uygulanan bir yöntem de ozon yöntemidir. Bu yöntemde suyun içinden ozonlaştırılmış hava akımı geçirilir. Ozonla dezenfeksiyon en iyi yöntem olmakla birlikte çok pahalıdır. Suyun klorlanması ise en çok kullanılan yöntemdir. Bu yöntem hem çok etkili hem de çok ucuzdur.

Bir topluluğun tükettiği su miktarı o topluluğun sağlık koşulları bakımından içinde bulunduğu düzeyi gösterir. Yakın yıllara kadar uzmanlar bir kent için gerekli su ihtiyacını, kişi başına günde 100 litre olarak hesaplarlardı. Oysa günümüzde bu ihtiyaç daha da artmış, adam başına günde 200 litre su bile nerdeyse küçümsenecek bir rakam haline gelmiştir. Örneğin New York’ta kişi başına su tüketimi günde 700 litreyi bulmuştur.

Beslenme | İlk yorumu sen yap »

Etiketler:

 
© 2008
Webservis <