mersin escort mobil porno gaziantep escort izmir escort mobil porno izmir escort bayan porno hd porno pornolar porno ücretsiz porno hd sikis porno
; charset=UTF-8" /> Frengi
bodrum escort bursa escort
mobil porn
RSS
porno
Trk ifşa
31 Mayıs 2008 | | 0 Yorum Var.

Frengi

Frengi (Sifiliz)

Treponema pallidum adı verilen bir spiroketin yol açtığı bir zührevi hastalık. Genellikle frengili bir kimseyle yapılan cinsel birleşmeyle geçer. Frengili anneler de hastalığı çocuklarına aşılayarak doğuştan frengiye yol açarlar. Frenginin Avrupa’ya nasıl girdiği hala tartışma konusudur.

1493’te Kristof Kolomb’la Amerika’dan dönen tayfaların getirdiklerini ileri sürenler olduğu gibi, köle satın almak için Afrika’ya giden köle tacirleri tarafından getirilmiş olduğunu savunanlar da vardır. Öte yandan frenginin Avrupa’da eskiden beri yaygın olduğu yolunda bir görüş de vardır. Kaynağı ne olursa olsun, yakın zamanlara kadar büyük salgınlar halinde görülen frengiye bir spiroketin yol açtığı, ancak XIX. yüzyılda Alman bilim adamları tarafından saptanmış ve hastalık bir süre Paul Ehrlich’in arsenikten türettiği arsefenaminle iyileştirilmeye çalışılmıştır. Daha önceleri uygulanan civa tedavisi tehlikeli zehirlenmelere yol açmaktaydı. 1943’te Amerikalı bilim adamı John Friend Mahoney, frengi tedavisinde penisilinin etkili olduğunu tanıtladıktan sonra, bu antibiyotik diğer ilaçların yerini almıştır.

Teşhis ve tedavide birçok gelişmeler olduğu halde, çoğu ülkelerde frengi ancak kısmen önlenebilmiştir. Bununla birlikte annelerin gebelik sırasında sürekli denetlenmesi nedeniyle doğuştan frengi azalmaktadır.

Frenginin iki türü (doğuştan olan ve olmayan) bazı farklılıklar gösterir. Doğumdan sonra edinilen frengi genellikle yetişkinlerde ve bazen de frengili anne babanın kötü sağlık koşulları içinde yaşayan çocuklarında görülür. İlk iki yıl içinde bulaşıcı nitelik gösterir; bu süreden sonra, hastayı yaşamı boyunca etkilediği halde başkalarına bulaşmaz. Doğuştan frengide de bulaşma devresi, çocuk yaşarsa ilk iki yıldır; sonradan bu niteliği kalmaz.

Frengi çoğunlukla dokunmayla geçer. Vücut dışındaki nemli yerlerde yalnız 12 saat yaşayabilen Treponema pallidum kurutmayla, ısıtmayla ve mikrop öldürücülerle kolaylıkla yok edilebilir. Bu nedenle tuvalet, fincan ve bardak gibi dolaylı bulaştırıcıların hastalığı yayma olasılığı azalmıştır. Hastalık, frengili bir kimseden yapılan kan nakli yoluyla da sağlam bir kimseye bulaşabilir. Mikrop vücuda derideki bir çizikten ya da genellikle üreme organlarının yakınındaki mukoza dokusundaki bir aşınma veya çizikten girer. Ağız ve anüsten da bulaşma olur. Hastalığın bulaştığı yerde dokular yıprandığından, spiroketler kolaylıkla kan dolaşımına girer ve bütün vücuda yayılırlar. Ayrıca giriş noktalarında hızla çoğalarak şankr diye adlandırılan çıbanlar oluştururlar.

Ağrısız, sert ve yuvarlak ülserler olan şankrların ortaya çıkmasıyla hastalığın birinci dönemi başlar. Cinsel birleşmeyle şankrın belirmesi arasında, vücuda giren organizma sayısına bağlı olarak 9 ile 10 gün arasında değişen bir süre geçer. Ortalama kuluçka devresi 4 haftadır. Şankr geliştikçe mikroplar lenf damarlarından çevredeki lenf düğümlerine dağılır ve lenf bezlerinde ağrısız şişlikler yaparlar.

Frenginin ikinci döneminde Treponema pallidumun yayılması sonucu yeni belirtiler görülür. Vücut yüzeyine yakın pembe lekeler (makûller), bakır rengi kabarık ve soyulabilen noktalar (jajüller) yangılı sivilceler (püstüller) veya yuvarlak, yüzük biçiminde lekeler (anüller) vücudun her tarafında hep birlikte veya sırayla çıkarlar. Frengide saç dökülmesi (alopesi) de çok görülen bir olaydır. Ağızın içinde beyaz yuvarlak noktalar ve üreme organlarıyla anüs kesiminde siğiller belirir. Bu dönemde hastalar kendilerini iyi hissederler ve hastanelere başvurmazlar. Belirtilerin hafif olduğu bazı durumlarda, hastalık herhangi bir kan testiyle bir rastlantı sonucu ortaya çıkabilir.

Dokuzuncu ayın sonunda dış belirtilerin kaybolduğu üçüncü devreye girilir. Hasta görünüşte iyidir. Ancak hastalık için için sürmektedir. Bu dönemde teşhis yalnız serumdaki antikor miktarım anlamak için hazırlanan kan testiyle yapılabilir. Bundan bir yıl sonra hastalığın bulaşıcı olmaktan çıktığı dördüncü devre başlar. Tedavi görmeyen çoğu frengilerde, hastalık hiç bir sıkıntı vermeden yaşam boyu sürer ve ölüme genellikle başka bir hastalık yol açar. Bununla birlikte 3. ve 4. devreye ulaşmış frengililer daha ağır durumlarla karşılaşabilirler.

5-30 yıl arasında değişen bir süre içinde deride (genellikle steroit ilaçlar kullanma sonucu) gom denilen çıbanlar çıkar. Daha sonra kemiklerde ve bazı iç organlarda da bozukluklar görülür. 4. devrede sinir ve dolaşım sistemi de etkilenmeye başlar. Sinir sistemi frengisinin en çok görülen belirtisi beynin zedelenmesiyle ortaya çıkan genel felçtir. Omuriliğin etkilenmesiyle de, tabes dorsalis denen ve bacak felci yapan bir hastalık ortaya çıkar.

Dolaşım sistemindeki frengi en çok ana atardamarı etkiler. Atardamarın esnek orta katı bozulur, doku incelir ve zayıf noktalarda anevrizma denilen şişlikler belirir. Bu şişlikler göğüs boşluğundaki diğer organlara baskı yaparak solunma, yutma ve konuşmada güçlükler yaratır. Ana atardamar kökünün genişlemesi ise kapakçıkları gerer ve kan geri akarak kalp yetmezliğine yol açar. Yangılanma koroner atardamarların ağzını daraltırsa, kaslara giden kan azalır ve anjin do puatrin ortaya çıkar. Bütün bu rahatsızlıklar hastanın birdenbire ölmesine neden olabilir.

Doğuştan frengide, annenin kanında dolaşan mikroplar plasenta zarını aşarak dölütün kan dolaşımına girerler. Bu nedenle dölüt ölebilir. Dölütün ölmesi düşüğe veya ölü doğuma yol. açar. Dölüt yaşarsa frengili olarak doğar. Ancak bu durumda hastalığın birinci devresi yoktur. Organizmalar vücutta başından beri bulunduğundan doğrudan 2. devre belirtileri görülür. Öbür devreler, sonradan edinilen frengiye benzerse de bu tür frengide 4. devredeki ağır hastalıklara az rastlanır. Ayrıca embriyo dönemindeki doku gelişimi aksaklıkları dolayısıyla kılcal damarların iç tabakasında boşluklar oluşabilir. Bu belirtilerden teşhiste çok yararlanılır. Teşhiste ayrıca beyin omurilik sıvısının incelenmesi ve çeşitli X ışını ve biyopsi yöntemleri de kullanılır.

Teşhis konunca penisilin tedavisine başlanır. Tedaviye erken başlamakla hastalığın dokulara yayılması önlenebilir. Son devrelerde yapılan tedavi önceden ortaya çıkan bozuklukları düzeltmez. Penisilin alerjisi olan hastalar başka antibiyotik kullanabilirler.

RSSYorum Yaz  |  Trackback URL

fethiye escort eskisehir escort izmir escort ankara escort eryaman escort istanbul escort gaziantep escort antalya escort