RSS
10 Haziran 2009 | | 0 Yorum Var.

Ruhsal Doyum ve Çıkmazlar

Ruhsal Doyum ve Çıkmazlar

Beslenmenin ruhsal yönü üzerinde böylesine çok durmamızın sebebi, ruhsal faktörlerin rejim izlemede çok önemli oluşudur. Sezgileri yoluyla bazı konuları bilgiden önce sezenler vardır. Bu kişiler arasında edebiyatçılar başta gelir. Mesela Abdülhak şinasi Hisar, Ahmet Hâşim’in toprak yeme alışkanlığından söz ederken/’Haşlm bu kili ağ-zı.na alınca belki çocukluğunun geçtiği Dicle kıyılarının tadının ruhuna döküldüğünü duyuyordu” diyerek yeme alışkanlıklarıyla ruhsal durum arasındaki ilişkiyi ne kadar iyi anladığını ortaya koymaktadır. Gerçekten, Ahmet Hâşim’in Dicle toprağını ağzında çiğnerken çocukluğunu yaşaması gibi, hepimiz bazı yiyîceklerle kendimizi korunmuş ve şefkat görmüş hissederiz. Bir Güneydoğulu için lahmacun veya acılı kebap, Karslı için lavaş ekmeği, Karadenizli için kara lahana veya hamsi biraz da doğduğu toprakların özeti demek değil midir? Yani yerel yemekler, ağızda vatanın hissedilişi gibidir.
Beslenmenin ruhsal yönlerinden biri de, üzüntü ve sinir gerginliğinin aşırı yemeye yol açmasıdır. Ruh hekimlerinin iyi bildiği bu durumu, başka bir edebiyatçı, Tahsin Yücel, Mutfak çıkmazı adlı eserinde ele almıştır. Bu kitap, aşk üzüntüsünden sonra bütün dünyası yemek pişirmek olan bir gencin öyküsüdür. Sıkıntıdan sonra kendine iyi bakmak, şişmanlamak bir tür “felekten intikam almaktır”. Hiddetle iştah açılması olayı xvı. yüzyıl Osmanlı tarihçisi Peçevl ibrahim Efendi’nin de başına gelmiştir. Peçevi’yi tahkir etme amacıyla herkese tatlı ikram ederken onun yüzüne bakmayan bir devlet adamı azledildikten sonra, bu devlet adamının meşhur gülbeşeker tatlılarından iki kavanoz, Peçevi’nin eline geçmiş ve Peçevi bunları “hak yerini buldu” duygusu içinde zevkle yemiştir*
Beslenmeyle ilgili ruhsal çıkmazlardan biri de,;’kendine eziyet etme veya taksitle intihar etme” zevkidir. Bu ruhsal çıkmazda olan kişiler, kendilerine zararlı olan, fakat sevdikleri yiyecekleri, “Benim kendimle ilgilenecek, rejim yapacak vaktim mi var?” şeklinde ifadesini bulan bir tavırla yerler. Böylece rejim yapmamayı adeta birfedakar lık, bir kahramanlık haline sokarlar veya hem zevkli, hem zararlı bütün alışkanlıklarda olduğu gibi, taksitle intihar ettiklerini hissetmekten acı bir zevk duyarlar. Böyle bir kişiyi ünlü Alman romancı J.M. Simmel canlandırmıştır. Simmel’in kahramanı Albert Lazarus ağızı-na attığı her çikolatadan sonra korkuyla karışık bir zevkle kalbini yoklamakta, ağrımadığını hissedince de biraz üzülmektedir.
Kısacası, karmaşık, anlaşılması güç bir olaydır şişmanlık, insanlığın birçok sorunu gibi. Kendisi de şişman olan Ahmet Vefik Paşa Bur-sa’da valiyken kendisine başvuran şişman bir kişiyi korkutmuş ve adam çıktıktan sonra başını iki yana sallayarak, “Şişmanların ne mal olduğunu ben kendimden bilirim” demiştir.
çok defa şöyle düşünürüz: Şişmanlamak fiziksel bir olay. Fazla kalori alan, fazla yağ depo ediliyor, o halde az kalori almakla zayıflarız. Bu kadar rejim listesine rağmen neden zayıflamak kolay olmuyor?
Bu soruya, şişmanlığın sadece fazla enerji almak demek olmadığını söyleyerek cevap vereceğiz, şişmanlık, belirttiğimiz gibi, ruhsal (psikolojik), hormonal ve toplumsal ekonomik birçok sorunla doludur. Yemek alışkanlıkları beyin hücrelerine kazınmış gibidir demiştik. Sigara alışkanlığı, içki alışkanlığı gibi, yemekten sonra tatlı arama da bazı kimseler için bir iptilâdır.
Bu gibi durumlarda zayıflamak istenirse, önce kişinin kendisini uzunca bir eğitimden geçirmesi gerekir. Bir örnek olarak aşağıdaki düşünce şeklini kendisine önerebiliriz. Hazırlanma dönemi geçip, zayıflama adayı rejim listesini uygulayamazsa bile, bunları bilmesi hiç değilse hayat boyuncaaz kalori almasına sebep olur. Aslında hekimler açısından önemli olan, kişilerin kendisine gereken fazla kalori al-mamasıdır. Hayat süreklidir. Bir kişi çarşamba zayıflamaya başlayacağım diye pazartesi ve salı günleri 3000 kalori, çarşamba günü 1500 kalori alırsa, ortalama olarak günde 2500 kalori almış demektir. Sık sık zayıflama kararı almayan başka bir kişi ise, devamlı olarak günde 1500 kalori afıyorsa, bu ikinci kişi sağlık açısından daha tutarlı durumda demektir, çünkü amaç bir güreşçinin müsabaka öncesi kilo vermesi gibi zayıflamak değil, yemek alışkanlıklarının değişmesidir.
Hazırlık düşünceleri olarak şu noktaların bilinmesinde yarar vardır:
• Tatlılar insanların icad ettiği, damak zevki veren bir tür keyif verici maddelerdir. Tatlı ihtiyacı diye bir şey yoktur.
• Tatlısız kalmak, şeker yememek hiçbir hastalığa sebep olmaz. Aksine hastalıkları azaltır, çünkü tatlı demek, yoğunlaştırılmış karbonhidrat demektir. Karbonhidratlar ise pirinçte, ekmekte, unlu gıdalarda, sebzelerde doğal şekilde vardır.
• Eski tıp inançları halk arasında kökleşmiştir. Bu inançların bazıları yanlıştır. Yanlış olanlardan biri de şekersiz kalmanın kansızlığa yol açacağıdır, şeker yememek kansızlık yapmaz. Büyüme çağında olan çocuklar şekerin vereceği enerjiyi daha güvenli şekilde pirinçten, ekmekten alırlar. Buna karşılık büyüme çağındaki çocukların proteinsiz kalmamaları gerekir.
• Bütün bu söylediklerimizden şekeri eroin veya esrar sandığmız sonucu çıkarılmasın. Şeker zehirli değildir. Söylemek istediğimiz, az şekerle damak terbiyesinin şart olduğudur, bu eğitime başlarken, “şekersiz kalırsam, beynim çalışmaz. Eve getirdiğim muhasebe defterlerini işleyemem. Çocuğa az şeker yedirirsem gelişmesi geri kalır, kansızlığa yakalanır” gibi doğru olmayan düşünceleri söküp atmak gerekmektedir.
• Asıl önemli olan, çocukların ve erişkinlerin protein almasıdır. Protein, vücudun enerji maddesi değil, yapıtaşıdır. Salgı bezlerinin iyi çalışması, büyüme, hastalıklara karşı direnç proteinle sağlanır. Damak zevkine dalmamız, bütün alışkanlıklar gibi, bazı gerçekleri görmemizi önlüyor olabilir.
• “Tatlı yiyelim tatlı konuşalam” anlayışının gözümüzden sakladığı gerçek, proteinsiz olduğumuz gerçeğidir, çok az tatlı yiyip doğru konuşursak, başta gelen konunun yetişen çocuklarımızın proteinsiz oldukları konusu olduğunu söyleyebiliriz. Proteinli gıdalar ise pahalıdır. Demek ki, gerçekle karşılaşmak pek tatlı olmuyor.

RSSYorum Yaz  |  Trackback URL