Suni Sperm

Mayıs 11th, 2008admin

Suni Sperm

Kendi alanında devrim yaratan yeni bir teknik sayesinde, iki kadın kendi genlerini taşıyan bir çocuğa sahip olabilecek. Araştırmacıların belirttiğine göre, erkek olmadan çocuk yapma yöntemi şöyle işliyor: Doktorlar, iki kadının birinden alacakları hücreleri işleme tabi tutarak, bunları suni sperm haline dönüştürüyor ve bununla diğer kadının yumurtalarını döllendiriyor.

Chicago’daki Üreme Genetiği Enstitüsü uzmanları, “yöntemin insan yumurtalarıyla denenmekte olduğunu ve iki yıl içinde uygulamaya geçileceğini” açıkladı. Uzmanlar, bu yöntemin, daha önce radyoterapi ya da kemoterapi gördüğü için çocuk sahibi olamayan erkekler için suni sperm üretmek amacıyla kullanıldığını belirtti.

Yöntemin lezbiyen çiftler arasında büyük sevinç yarattığı ifade edildi. Buna karşılık bazı bilim adamları, geliştirilen tekniğin riskli olduğunu savundu. Bu bilim adamlarına göre, ebeveynlerin her birinden alınan kromozomlar suni olarak bölünmeye zorlanıyor ve bu durum risk yaratıyor. Bu görüşü savunanlar, doğacak çocukların kanser ya da metabolizma bozukluğuna açık olacaklarını öne sürdü.

Cinsel Yaşam | İlk yorumu sen yap »

Etiketler:

Seks Kalori Cetveli

Mayıs 11th, 2008admin

Seks Kalori Cetveli

Partnerini soyan bir kişinin harcadığı enerji 12 kalori.

Giysiler kolay çıkıyor, düğmeler kolayca açılıyorsa harcanan kalori 8′e düşüyor, ancak tek el kullanılırsa kalori yine 12′ye çıkıyor.

Soyma işlemi ‘dişlerle’ yapılıyorsa, soyan kişi 87 kalori kaybediyor.

Çiftlerden biri bir oyuna sürüklerse harcanan kalori de 187′ye kadar çıkabiliyor.

Seviştikten sonra yatakta gevşemek de enerji harcatıyor.

18 dakikalık yoğun seks aktivitesi, büyük bir dilim çikolatalı pastaya denk.

Bir şişe beyaz şarabı yakmak için ise 52 dakikalık bir masaj seansı gerekli.

53 dakikalık Fransız öpücüğü bir ‘çizburgere’ bedel.

Peynirli ve domatesli pizzanın yarısını yakmak için ise 26 dakika aralıksız seks ve bir orgazm gerekli.

Cinsel Yaşam | İlk yorumu sen yap »

Etiketler:

Öpüşme

Mayıs 11th, 2008admin

Öpüşme

Victor Von Scheffel günümüzde artık önemini yitirmiş olan «Sâckingen Trompetçisi» adlı yapıtında kurnaz kedi Hidigeigei’ya şöyle seslenir: «İçimde çok düşünüp, tartmama karşın bir türlü çözemediğim bir problem var. İnsanlar niçin öpüşüyorlar? Bu kin değil, birbirlerini ısırmıyorlar, açlık da değil, birbirlerini yemiyorlar…»

Öpüşmenin kökeni ile ilgili birbiriyle çelişen çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Bazı düşünürlere göre öpüşme en eski tapınma biçimlerinden biridir: İnsanın yemek, içmek nefes almak gibi en doğal ihtiyaçlarını ağız yoluyla gidermesi, insanın ancak ağzı sayesinde yaşayabileceğinin kabul edilmesine yol açmıştır. Ayrıca nefes kesilmesi ölümle sonuçlandığından, yaşama gücünün gövdelerin bu bölümünde varolduğu inancı daha da kuvvetlenmiştir. Bu görünmez gücü insanlara veren ve tekrar alan ruhlardır. İlk insan hayvanlara, bitkilere, taşlara dudaklarıyla dokunarak bu ruhsal gücü onlara da aktarmak istemiştir. Sonraları bu jestin ruhlarla yakın ilişkileri olduğu kabul edilen kişiler tarafından (bunlar hekimler, rahipler, hükümdarlardır] tekrarlandığı görülmüştür. Öpüşme giderek sevginin, arkadaşlığın ve aşkın sembolü olmuştur.

Antropolog ve cinsel bilim araştırıcısı Ferdinand von Reitzenstein ise: «öpüşmede ruha can verici bir gücün varolduğu görüşünü savunanlara katılmıyorum.» demektedir.

Bununla birlikte günümüzde bile bazı Avustralya ilkel kavimlerinde döllenmenin ağız yoluyla olduğu ve spermin de yalnızca embriyonun beslenmesinde rol oynadığı görüşü hakimdir.

Freud ve Havelock Ellis’e göre öpüşme basit anne öpücüğünden ve çocuğun meme emmesinden doğmuştur.

«Sadizm ve Mazohizm» adlı yapıtta A. Eulenburg, öpüşme, bir ısırma, hattâ sembolik bir ısırmadır diyerek, koku alma duygusuyla cinsel zevk arasında sıkı bağıntı olduğunu söylemektedir. Nasıl yemek kokusu kişinin iştahını açarsa, cinsel zevk duyulduğu anda gövdedeki ter kokusu da çene kaslarını uyarmaktadır. Cinsel içgüdü uzun süre duyurulmadığı, ya da yeterli derecede doyurulmadığı takdirde, kolaylıkla şiddete dönüşen bir tedirginlik yaratmaktadır. Bazı hayvanlar, (örneğin inekler, kısraklar, tavuklar, mandalar, köpekler, leylekler, güvercinler) çiftleşme mevsiminde öylesine hırçındırlar ki, yanlarına yaklaşan herşeyi hat tâ dişilerini bile ısırıp, öldürebilirler. Öpüşme açlık içgüdüsüyle de bağdaştırılmak istenmiştir. İlk insanın açlık ve cinsel içgüdülerinin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu ileri sürülmüştür. Bundan dolayı sık sık kullanılan «öyle sevimlisin ki, seni çıtır çıtır yiyebilirim» sözünde belki biraz gerçek payı gizlidir.

İwan Bloch «Zamanımızın Cinsel Yaşantısı» adlı yapıtında düğün gecesi gelini ısıran, sonra da yiyen bir damadı anlatmıştır. Fakat burada söz konusu olan yamyamca bir cinsel içgüdü değil, bir akıl hastalığıdır… Bazı cinsel bilim araştırıcıları öpüşmenin kökenini, hayvanların çiftleşmeden önceki koklaşmalarında görüldüğü gibi cinsellikte önemli rol oynayan koku alma duygusuna bağlamaktadırlar. Yapılan toplumsal araştırmalarda dudaktan öpüşme yerine burundan öpüşmenin dünyada daha yaygın oluşu bu görüşü kuvvetlendirmiştir.

İleri sürülen tüm bu görüşlerde gerçek payı olmakla birlikte hiçbiri tek başına «insanlar neden öpüşmektedirler?» sorusunu cevaplandıramamaktadırlar. Öpüşme sırasında beş duyu da rol oynamakta ve birbirleriyle kaynaşmaktadırlar. Öpüşmede ruhsal yanımız cinsel yanımızla, hayvansal yarımız da insanlığımızla birleşmektedir.

Ünlü yazar Voltaire dudaklar ve cinsel organlar arasında direkt bir bağlantı olduğunu iddia etmişti. Fakat böyle sinirsel bir bağlantı yoktur.

Tüm vegetatif sinir sistemi cinsel uyarımı sağlamaktadır. Bu sistem aracılığıyla dudaklar gibi, diğer cinsel uyarı bölgeleri de uyarılmaktadır. Ancak dil ve parmak uçlarıyla dildeki duyarlılık uyandırılabilmektedir.

Dudağın en duyarlı bölümü iç tarafıdır. Bu nedenle dudaklar kapalı olarak öpüşüldü günde herhangi bir cinsel zevk alınamaz Ancak dudaklar açıldığında bu zevke varılabilir. Bu konuda Havelock Ellis şöyle demektedir: «Dudağın dış bölümüyle içteki bölümü arasındaki sınır bir çok yönden döl yoluna benzemektedir ve dilin hareketiyle buradaki duyarlılık çok daha artmaktadır”. Cinsel organların dışında cinsel zevki uyandıran tek şey öpüşmedir.»

«Ateşli bir öpüşme kaçamak cinsel birleşmeden çok daha doyurucudur.» der eski bir Hint atasözü. Ve Ovid «Aşk Sanatı» adlı yapıtında «Bir kez öpen ikinciyi istemezse birinciye bile lâyık değildir.» demiştir. Bir Fransız atasözü ise şöyledir: «Kadın eğer öpüşmeye evet demişse, gerisini erkekten esirgemeyecektir.»

«Kadının Şehveti» adlı yapıtında Fransız cinsel bilimcisi ve kadın hastalıkları hekimi Gerard Zwang: «Ağızdaki iki dudak ve yiyeceğe karşı olan istek dişiliğin bir belirtisidir. Dişinin cinsel organındaki kıvrımlara ağızda olduğu gibi dudak denmektedir. Eğer erkek konuştuğunda karşısındaki kadın açık ağızla dinliyorsa, kazandığını anlamalıdır.» demektedir.

Önemli olan bu görüşlere uyarak genellemeler yapmaktan sakınmaktır. Magnus Hirschfeld «Cinsel Bilim»de şunları yazmaktadır: «Flörtle aşk oyunu arasındaki sınır öylesine kolay aşılabilir türdendir ki çoğunlukla belirlenemez bile, örneğin öpüşmede olduğu gibi. Öpüşmenin süresi ve bıraktığı etki, bu davranışın şehevi mi değil mi, ayrıma flört mü yoksa cinsel ilişki kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiğini belirleyen kıstastır.»

Cinsel Yaşam | İlk yorumu sen yap »

Etiketler:

« Önceki Yazılar Sonraki Yazılar »

 
© 2009
Webservis <