Zatürre

Mayıs 20th, 2008admin

Zatürre

Bir veya birden fazla akciğer lobunun mikropların etkisiyle yangılanması (pnömoni). Bakteri ve virüslerin daha iyi tanınması ve belirlenmesi sonucunda zatürre günümüzde genellikle iki ana gruba ayrılır. Bu iki grup, spesifik zatürre ile aspirasyon zatürresidir.

Spesifik zatürreye bakteri ya da virüs gibi hastalık yapan bir organizma yol açar. Aspirasyon zatürresi ise solunum sistemindeki bir anormalliğin akciğerleri hastalığa elverişli kılmasının bir sonucudur. Böyle bir ortamda oldukça zararsız olan bazı organizmalar (örneğin grip virüsü ve normal olarak solunum sisteminin üst yollarında ve ağızda zararsız olarak yaşayan bakteriler) bile hastalığa yol açabilirler.

Aspirasyon zatürresi başta verem olmak üzere birlikte ya da endüstride kullanılan bazı maddelerin solunumasu sonucunda da ortaya çıkabilir. Aspirasyon zatürresinde hastalık akciğer peteklerine solunum sisteminin başka kesimlerindeki yangılanmalardan ulaşır.

Spesifik zatürreye genellikle pnömokoklar yol açar. Bu nedenle de bu hastalığa pnömokoklar zatürresi veya ivegen lob zatürresi denilir. Bu hastalıkta akciğerin sadece bir lobu etkilenir. Fakat hastalık daha sonra aynı akciğerin başka loblarını veya öbür akciğerin loblarını etküeyebilr. Eğer akciğerlerin ikisi de etkilenmişse hastalığa çift taraflı zatürre denir.

Hastalıktan etkilenen loblar şişer, kan damarları genişler, akciğerin ağırlığı artar, rengi de koyu kırmızıya dönüşür. Bu evrede hava hücrelerinde hala hava vardır. Ağır olmayan durumlarda yangılanma daha fazla yayılmadan azalmaya başlayabilir. Özellikle tedaviye erken başlanırsa hastalık belirtileri iki üç gün içinde yavaş yavaş ortadan kalkarlar. Daha ağır durumlarda, yangılanmış olan lob ya da loblar katılaşırlar ve alveollere fibrin, alyuvarlar, akyuvarlar sızarlar. Bu birikim, birikimi emilebilecek veya ağız yoluyla tükürülebilecek şekilde eriten makrofaj hücreleri tarafından temizlenir.

Zatürre her yaşta görülebilir ve özellikle kış aylarında yaygınlaşır. Hastalık ani olarak titreme ve kusma ile baslar. Çocuklarda bazen çırpınma görüiür. Hastanın ateşi birkaç saat içinde 39-40°C’ye çıkar. Ateşten başka başağrısı, vücudun çeşitli yerlerinde ağrılar, ve genel bir bitkinlik görülür. Hastalığın başlangıcında göğüste, omuzlarda ve Karında keskin bir acı duyulur, önceleri kuru olan fakat sonraları pas renginde ve zaman zaman kanla karışık tükürük çıkaran bir öksürük görülür. Hastanın solunumu sıklaşır ve zorlaşır nabız yüksektir. Bazı hastalarda tansiyon düşer, cilt sıcak ve kuru olur. Hastanın yüzünde hafifçe mora çalan bir kızarıklık görülür. Titreme de vardır.

Tedavi başta penisilin olmak üzere antibiyotiklerle yapılır. Hastanın kısa bir sürede tamamen iyileşmesi olasılığı yüksektir. Bir veya iki gün içinde ateş, nabız ve solunum hızı düşer ve akciğer yangılanması hızla düzelmeye yönelir, öbür belirtilerin ortadan kalkması biraz daha fazla zaman alabilir. Ancak hasta genellikle bir hafta içinde hemen tamamen iyileşir. Bununla birlikte yaslı hastalarda, başka bir hastalığa tutulmuş olanlarda ya da süreğen alkoliklerde sonuç bu kadar başarılı değildir; zatürre bu durumda ölüme yol açabilir.

Göğüs Hastalıkları | İlk yorumu sen yap »

Etiketler: , ,

Soluk Tıkanımı (Asfiksi)

Mayıs 17th, 2008admin

Soluk Tıkanımı (Asfiksi)

Akciğerlerin normal etkinliğinin durması (asfiksi). Bunun sonucunda kan akciğer peteklerinde karbondioksiti atıp oksijen alamaz. Soluk tıkanımının başlıca nedenleri soluk borusuna hava girmesini olanaksız kılan bir engelin bulunması; boğazın sıkılması; boğulma; soluk borusuna kaçan yabancı cisimler; difteri sonucunda gırtlağın tıkanması; gırtlak spazmı vb.’dir.

Travma, zehirlenme, hastalık sonucu beyindeki solunum merkezinin ağır bir şekilde zedelenmesi, solunum kaslarındaki işlevsel bozukluklar (tetanos, zehirlenme sonucu), akciğer yüzeyinin aşırı ölçüde büzülmesi soluk tıkanımına yol açar.

Soluk tıkanımında hasta soluk alamaz. Siyanoz oluşur (karbondioksit birikimi sonucunda). Bilinç yitirilir. Vücut soğur. Kaslar gevşer. Gözbebekleri irileşir. Kalp bir süre daha, zayıf bir şekilde çarpmaya devam eder. Soluk tıkanımı ile senkop arasındaki başlıca fark buradadır. Senkopta solunum ve kalp atışı birden sona erer.

Göğüs Hastalıkları | İlk yorumu sen yap »

Etiketler: ,

Oksijen Yetmezliği

Mayıs 17th, 2008admin

Oksijen Yetmezliği (Hipoksi)

Dokularda yeterince oksijen bulunmaması (hipoksi). Kandaki oksijen miktarı azalınca ya da dokulara yeterince kan pompalanmadığı zaman oksijen yetmezliği söz konusu olur. Bazen de dokuların oksijen gereksinmesinin artması sonucu oksijen yetmezliği meydana gelir.

Akciğer hastalıkları kanda yeterince oksijen bulunmasını engellerler. Solunan havadaki oksijen miktarının düşmesi ya da doğuştan meydana gelen bir kalp hastalığı nedeniyle akciğere” kan gitmemesi de kandaki oksijen miktarının azalmasına yol açar.

Kansızlık ya da karbon monoksit zehirlenmesi sonucu kanın oksijen içerme kapasitesinin azalması da kanda yeterince oksijen bulunmasının bir başka nedenidir. Tromboz, yaralanma, zedelenme ya da hava basıncının artması nedeniyle belirli bölgelerde kan dolaşımı yavaşlar ve dokulara az kan gider. Bütün vücuda pompalanan kanın yeterli olmaması da. kalpte oluşan önemli bir hastalığın kan dolaşım sisteminin işlevini yapmasını engellemesi sonucu ortaya çıkar.

Bazı durumlarda vücudun ya da bir organın oksijen gereksinmesi o denli artar ki kanın içerdiği oksijen bu gereksinmeyi karşılayamaz. Örneğin ağır beden hareketleri yapılırken, vücut kanın içerdiği oksijenden daha fazla oksijen yakar. Böylece vücutta bir oksijen açığı meydana gelir. Bu oksijen açığının beden hareketlerinden sonra karşılanması gerekir. Bu açık kapatılıncaya kadar vücutta oksijen yetmezliği oluşur.

Oksijen yetmezliğinin saptanması oldukça güçtür. Genellikle zor soluk alma hipoksi belirtisi sayılır. Ancak karbon monoksit zehirlenmesinde hiç bir solunum zorluğu görülmez. Bu nedenle zor soluk alma tutarlı bir belirti sayılmaz. Nabız atışlarının hızlanması da her tür hipoksi olayında görülmediğinden güvenilir bir belirti değildir. Hipoksi sonucu deri ve tırnak dipleri morarabijir (siyanoz) Kandaki boya maddesi hemoglobinin rengi oksijensizlik nedeniyle koyulaşır ve siyanoza yol açar. Ancak çok soğukta kalan insanlarda da siyanoz oluşabilir. Bu nedenle siyanoz da kesin bir hipoksi belirtisi değildir. Hekimlerce anlaşılması oldukça güç olan hipoksi, vücutta birden meydana geldiği zaman hastanın kendisi tarafından da farkedilmeyebilir.

Oksijen yetmezliği olan hasta, kendini rahatlamış ve esenlikli hisseder. Ancak olayları ve kişileri değerlendiremez ve birbirinden ayırt edemez. Hipoksi arttıkça, hastanın görme, duyma, dokunma, hissetme yetenekleri azalır. Hasta dengesini sağlayamaz; farkına varmadan bilincini kaybeder.

Hipoksi havada oksijen azalması nedeniyle oluşmuşsa, hastanın saf oksijen solunması olumlu bir tedavidir. Oksijen tedavisi hipoksinin her türüne uygulanır. Ancak akciğerler işlevini yapamaz durumda ise akciğerlere kan gitmediği için oksijen tedavisi pek yararlı olmaz. Karbon monoksit zehirlenmesinde ise dokular oksijeni kabul etmediği için, oksijen tedavisinin yararlı bir etkisi olmaz.

Yüksek yerlere örneğin dağlara çıkan normal sıhhatli kişilerde de hipoksi durumu ortaya çıkabilir. Hava basıncının azalması nedeniyle oksijen yetmezliği oluşur. Yükseklere çıkıldıkça oksijen basıncı artar. Ancak yüksek bölgelerde yaşayan insanların sayısı oldukça fazladır ve bunların vücudu yaşadıkları koşullarla uyum halindedir.

Yüksek yerlere çıkan insanlarda solunum sıklaşır, kanda alyuvarlar ve hemoglobin miktarı artar. Böylece daha çok oksijen solunmuş olur. Kan dolaşımının da hızlandığı görülür. Yüksek yerlerde insanlar bu uyumu sağlayıncaya kadar kendilerini kötü hissettikleri bir devre geçirirler. En kötü ihtimal ile bu insanların akciğerlerinde ödem ya da zatürre meydana gelir. Hastanın derhal, yüksek yerden daha alçak bir bölgeye götürülmesi ve oksijen tedavisi uygulanması gerekir.

Göğüs Hastalıkları | İlk yorumu sen yap »

Etiketler: ,

« Önceki Yazılar

 
© 2008
Webservis
eXTReMe Tracker