Adet Görme

Mayıs 5th, 2008admin

Adet Görme

Bir kadının cinsel olgunluk devresinde her ay dölyolundan belirli süre kan gelmesine adet görme denir. Bu olayda şu organlar rol oynarlar:

1) Hipotalamus: Beynin hipotalamus adı verilen bir bölgesi, beynin başka alanlarından buraya gelen uyarıcı ya da durdurucu etkiler altında bazı ön salgı maddeleri meydana getirir. Bu ön salgı maddeleri, ya ince bir damar sistemi ya da bazı sinir liflerinin uzantıları aracılığıyla hipofize ulaşır. Bazı araştırıcılar, ergenlik çağına ulaşmamış hayvan yavrularının hipofizlerini çıkarmış ve bunları ergin hayvanların hipofizlerinin bulunduğu alana yerleştirmişler ve bu deney sonucunda, bu hayvan yavrularının hipofizlerinin de, ergin hayvanlarınkine benzer bir şekilde yumurtalıkları uyaracak hormonları salgıladıklarını belirlemişlerdir.

Bu deneyler, ergenliğin hipofizin değil, genellikle sinir sisteminin belirli bir olgunlaşma evresine ulaşması sonucu gerçekleştiğini göstermiştir. Bazı araştırıcılar beynin amigdala ve strie terminalis adını alan başka alanlarını yıkarak, deney hayvanlarında normal zamandan önce adet görülebilmesini sağlamışlar, böylece adet mekanizmasıyla ilgili daha birçok etki merkezinin bulunabileceğinin düşünülmesine yol açmışlardır. Kör kızlarda ilk adetin daha genç yaşta görülmesi, görme siniri yoluyla beyne iletilen izlenimlerin de bu olayda etken olduğunu gösterir.

Özellikle Japon araştırıcılarının yapmış oldukları incelemeler fare hipotalamusunda hipofizden FSH salgılatan bir merkezin; hipofizden devreler halinde LH salgılatan bir merkezin ve hipofizden sürekli LH salgılatan bir merkezin bulunduğunu ve bu ön salgı maddelerinin de cinsel hormonların kandaki düzeylerinin etkisiyle salgılandıklarını göstermiştir, insanda da bu tip merkezlerin bulunduğu ve aynı mekanizmanın insanlar için de geçerli olduğu sanılmaktadır.

2) Hipofiz: Beynin bir uzantısına bağlı olan bu küçük iç salgıbezi, vücuttaki birçok iç salgıbezleri gibi yumurtalık (över) ve erbezleri (testis) nin hormonlarının salgılanmasını denetleyen hormonlar meydana getirir. Yumurtalık ve erbezine verilen genel ad «gonad» olduğundan, hipofizin bunları uyaran hormonlarına da «gonadotropin hormonlar» denir. Hipofizin ön bölümü tarafından meydana getirilen bu hormonlar lüteinleştirici hormon (LH) ve folikülü stimüle edici (uyarıcı) hormon (FSH) dur.

Bazı araştırıcılar, bazı deney hayvanlarında bir de LTH (luteotrofik hormon) adı verilen üçüncü bir gonadotropinin bulunduğunu ileri sürmüşlerse de bu konu henüz kesinlikle aydınlığa kavuşmamıştır.

FSH ve LH’nın hipofizdeki beta hücresi adı verilen bir hücre tipinin değişik şekillerinin ürünleri olduğuna inanılmaktadır. Yapılan incelemeler, insanın yaşının ilerlemesi ile hipofizinde bulunan LH ve FSH hormonu miktarının çoğaldığını, gebelikte ise hipofizin bu hormonları salgılamadığını göstermiştir. Dokuz yaşındaki kız çocuklarının 24 saatlik idrarlarında gonadotropin hormonu belirmeye başlar ve ilk adetin görülmesinden iki yıl önce düzeyi belirli bir şekilde yükselir. Bir tıbbi gerekçe ile yumurtalıkları çıkarıldığından ya da menopoz devresine ulaştığından adetten kesilen bir kadının kanında ve idrarındaki gonadotropin hormonlarının düzeyi çok yükselir ve bu durum çok uzun bir süre devam eder.

3) Yumurtalıklar: Yumurtalıklar östrojen ve progesteron hormonlarını meydana getirirler:

4) Dölyatağı: Dölyatağının boşluğunu döşeyen hücreler yumurtalık hormonlarının etkisiyle değişik özellikler gösterirler. Dölyatağının içini döşeyen hücre tabakasına endometrium adı verilir. Endometriumda salgı meydana getiren küçük bez gurupları ve bunların aralarını dolduran stroma hücreleri adını alan destek hücreleri oluşurlar.

Endometrium içinde düz ve büklümlü atardamarcıklar bulunur. Bu atardamarcıklar da adet görmede önemli bir rol oynarlar.

ADET MEKANİZMASI

Hipofizin salgıladığı FSH yumurtalıklarda bulunan ve ortasında bir tanesi yumurta hücresi biçimini alacak olan özel yapılı hücre kümelerinden oluşan foliküllerin büyüyüp gelişmesini sağlar. Yumurtalıklarda çok sayıda folikül vardır. Bunlardan hangisinin, içindeki yumurta hücresini ne zaman karın boşluğuna atacağını belirleyen etkenlerin neler olduğu bilinmemektedir.

Yumurta hücresi taslağını çevreleyen hücrelere granulosa hücreleri denir. Her ay bir yumurta hücresi taslağı, etrafındaki granulosa hücreleriyle beraber yumurtalığın yüzeyine doğru yaklaşır. Bu sırada granulosa hücresi topluluğu içinde bir sıvı birikmeğe başlar ve folikülü çevreleyen bağ dokusu hücreleri de özel bir değişime uğrarlar. Bunlara teka hücreleri adı verilir. Teka hücreleri, hipofizin FSH hormonunun etkisi altında östrojen salgılamaya başlarlar.

Östrojen, dölyatağı iç zarındaki hücrelerin çoğalmasına bu zarın kalınlaşmasına sebep olur. Östrojen aynı zamanda, dölyatağı iç zarına kan ulaştıran damarların da uzamasına yol açar. Bu zarın en üst bölümünü besleyen büklümlü damarlar, östrojen hormonunun etkisiyle, dölyatağı iç zarından daha büyük bir tempo ile uzadıklarından böyle büklümlü bir hal alırlar.

Bu ara, kanda östrojen düzeyinde gerçekleşmiş olan çoğalma, hipotalamustaki FSH salgılatan merkezi etkileyerek, hipofize gerekli emrin ulaşmasına ve hipofizin FSH salgısının azalmasına yol açar. Östrojen aynı zamanda, hipotalamustaki devreler halinde LH salgılatan merkezi uyararak, kanda sürekli olarak LH salgılatan merkezin desteklenmesine, böylece hipofizden daha fazla LH salgılatılmasına sebep olur.

Bu çoğalma, yumurtalığın yüzeyinde, foliküle en yakın bir alanda ufak bir delik meydana gelmesine ve folikülün içindeki yumurta hücresinin kendini çevreleyen ve besleyen granulosa hücreleriyle beraber karın boşluğuna iletilmesine yol açar. Bu olaya yumurtlama (ovülasyon) denir. Yumurtlama olayı genellikle adetin on dört, on beşinci günleri gerçekleşir. Yumurta hücresi, yaklaşık olarak 11-12 cm. uzunluğunda olan Fallop boruları aracılığıyla dölyatağı boşluğuna doğru yol alır. Fallop borularının iç yüzeylerini döşeyen hücrelerdeki tüycüklerin dalgalanması ve tüplerdeki kasılmalar yumurta hücresinin gideceği yönü belirler.

Yumurtlama gerçekleştikten sonra, folikülde geri kalan granulosa hücreleri ve folikül çevresindeki teka hücreleri, LH etkisiyle, progesteron adı verilen bambaşka bir hormon salgılamaya başlarlar. Bu ara, bazı teka hücreleri östrojen salgılamaya devam ederler. Artık folikülün içinden yumurta hücresi boşalmış, bu boşluğa az miktarda bir kanama gerçekleşmiş, sonra da bu bir pıhtı halini almıştır. Gerek granulosa, gerekse çevresindeki teka hücrelerinde lipid maddesi tanecikleri biriktiğinden sarımsı bir renk almış olan bu küçük merkeze artık folikül değil san cisim (corpus luteum) adı verilir.

Sarı cisim tarafından meydana getirilen progesteron hormonunun etkisiyle dölyatağı iç zarı daha da kalınlaşır; salgı hücrelerinin meydana getirdikleri ince borucukların içine bir salgı salınır; stroma hücreleri genişler ve büyür. Adet devresinin yumurtlamadan sonraki bölümünde bir ara LH miktarı FSH’dan yüksektir. Bundan sonra hem LH hem de FSH basamaklı bir şekilde azalırlar.

Eğer bu ara gebelik gerçekleşmemişse sarı cisim görevini yitirmiştir. Hipofizden gelen uyarı azaldığından östrojen ve progesteron düzeyi azalır. Bu hormonların düzeyindeki düşüş, dölyatağı iç zarı hücrelerinde bir büzülme ve gerilemeye yol açar. Bu büzülme özellikle büklümlü damarcıkların sıkışmasına sebep olur; böylece bütünlüğünü yitiren ve parçalanan bu çok ince damarcıklardan bir kanama gerçekleşir. Bu kanamaya adet kanaması adı verilir. Bu kanama sırasında dölyatağı iç zarının üst bölümü, dölyolu ile vücuttan dışa atılır. Bir sonraki adet devresi sırasında bu alan yeni baştan onarılacak ve yukarıda ayrıntıları verilen olaylar yeniden gerçekleşecektir.

Sağlık | İlk yorumu sen yap »

Etiketler:

Adet Düzensizlikleri

Mayıs 1st, 2008admin

Adet Düzensizlikleri

Âdet çevriminin düzensizliği, yumurtlamanın düzensizliğine bağlıdır. Genellikle, bir âdet çevriminin sonunda, hipofiz ve hipotalamustan bütün düzenleme mekanizması yeniden başlar ve 14. ya da 15. gün, yumurtalıkların birinden, yeni bir yumurtacık atılır (yumurtlama). Bazı kadınlarda bu mekanizma biraz düzensizdir ve yumurtlamalar düzenli olarak oluşmaları gerekirken, kararsız bir biçimde ya âdet kanamalarından hemen .sonra, sözgelimi çevrimin 10. günü ya da daha geç (çevrimin 20. ya da 25. günlerinde, hattâ çok daha geç günlerde) oluşabilir.

Yumurtlama bittikten sonra işe karışan sarı cismin çalışma süresi, her zaman aynıdır (15 gün). O halde, âdet çevriminin çalışma süresinin yumurtlama tarihini izleyeceği saptanmaktadır Böylece, ilk örnekte olduğu gibi, 25 günlük kısa bir âdet çevrimi, öteki örneklerde olduğu gibi de, 35-40 günlük uzun çevrimler olabilmektedir. Bu olay, ileri giden ya da geri kalan bir saate benzetilebilir. Hafif bir bozukluktur ve hiç bir tedavi gerektirmez. Önemli olan, yumurtlamanın düzenliliği değil, onu izleyen sarı cismin özelliğidir.

YUMURTLAYAMAMALAR

Bazı kadınlardaysa, yumurtlama yalnızca gecikmekle kalmaz, hiç ortaya çıkmama tehlikesi gösterebilir: Buna, “yumurtlamasız çevrim” denir. Yumurtalık, yalnızca östrojen salgılar. Bazı kadınlarda da, yumurtalığın östrojen salgılamasında bir azalmaya uyan (yumurtalık, belirli bir çevrimsel ritmi korumuştur), oldukça düzenli âdet kanamaları olabilir.

Yumurtlayamamalar, ateş eğrisiyle ortaya çıkarılabilir; eğri, âdet kanamaları aralarında her zaman 36,5°C’tan düşüktür ve hiç bir ateş yükselmesi olmadığının saptanmasını sağlar. Ayrıca, yumurtalık salgısı, her zaman en alt düzeydedir. Âdet kanamaları, bütünüyle ortadan kalkmıştır: Buna. “âdet görmeme” denir. Dölyatağı mukozası, östrojenlerin etkisiyle gelişip ve kalınlığını artıracağı yerde alçak, ince, derin tabakaya indirgenmiş olarak kalır.

Yumurtlamasız âdet görmemeler, genellikle düşünülenin tersine, bedende hiç bir bozukluğa, özellikle de hiç bir ağrı, şişkinlik, ateş dalgasına neden olmaz. Yumurtalık, hipofizden artık uyarı alamaz ve dinlenmeye çekilir. Bununla birlikte, bütün özelliklerini yedekte korur. Bu durumda yumurtalık, sağlam, ama kurulması unutulmuş bir saate benzetilebilir.

Sağlık | İlk yorumu sen yap »

Etiketler:

Sezaryen

Nisan 15th, 2008admin

Sezaryen

Doğumda uygulanan bir tür ameliyat. Bu ameliyatta doğurmak üzere olan veya doğumu gecikmiş olan gebe kadının karnının alt tarafından dikey olarak inilerek dölyatağının ön çeperi açılır.

Sezaryen ameliyatına normal şekilde doğum yapamayan kadınlarda başvurulur. Dölütün normal yolla doğmamasının çeşitli nedenleri olabilir. Örneğin annenin leğen bölgesi çok dar olabilir; dölyatağından veya leğende ur bulunabilir; dölüt aşırı derecede büyük olabilir; dölyatağı yırtılabilir vb.

Bu ameliyat Romalılar devrinden beri bilinmektedir. Sezaryen denmesinin nedeni Romalıların bu şekilde doğan çocuklara caesum (kesilmiş) sözcüğünden türettikleri Caesar adını vermeleridir.

SEZARYENI İEREKTİREN DURUMLAR:

1- Annenin hayatını tehlikeye sokan haller (çocuğun eşinin yanlış yerleşmesi, rahimde yırtılma tehlikesi)

2- Çocuğun hayatını tehlikeye sokan haller (çocukta oksijensiz kalma tehlikesi)

3- Annenin korunması gereken haller: Normal doğumun tehlikeli olabileceği, annenin ağır hastalıkları, anneyi bitkinliğe sürükleyen uzun doğumlar, rahim ameliyatı geçirmiş olanlar.

4- Çocuğun korunması gereken haller: Çocuğun başı ve annenin kalçası arasındaki uyumsuzluk, çocuğun doğum kanalından geliş bozuklukları, doğumun gecikmesi, çocuğun miadının geçmesi, annede şeker hastalığı olması, uzun süren kısırlıktan sonraki gebelikler.

Sezaryen doğum videosuDikkat: Görüntüleri küçük çocuklara izlettirmeyniz

Hamilelik, Sağlık | İlk yorumu sen yap »

Etiketler: , , ,

« Önceki Yazılar Sonraki Yazılar »

 
© 2009
Webservis <