<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Stres</title>
	<atom:link href="http://www.saglikgunlugu.com/saglik/stres/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglikgunlugu.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 08 Jan 2012 15:23:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Hipnoz Nedir?</title>
		<link>http://www.saglikgunlugu.com/hipnoz-nedir</link>
		<comments>http://www.saglikgunlugu.com/hipnoz-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Sep 2011 11:53:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Stres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikgunlugu.com/?p=2853</guid>
		<description><![CDATA[Zihin gözüyle görülen imgelerle bilinçaltının gücünü birleştiren hipnozun sağlık açısından birçok yaran vardır. 1700&#8242;lü yıllardan bu yana klinik uygulamalarda kullanılan hipnoz, bugün de en etkili terapilerden biri olarak kabul edilmektedir. Gizemli ve karmaşık yönüne karşın hipnoz kişiyi zihin üzerinde yoğunlaştırdığından rahatlama ve davranışları kontrol altına almayı sağlar. Hipnozun en bilinen imajı -hipnotize olmuş bir biçimde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><center><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-4978670797689592";
/* 336x280, oluşturulma 15.06.2008 */
google_ad_slot = "0480162563";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></center></-> <p>Zihin gözüyle görülen imgelerle bilinçaltının gücünü birleştiren hipnozun sağlık açısından birçok yaran vardır. 1700&#8242;lü yıllardan bu yana klinik uygulamalarda kullanılan hipnoz, bugün de en etkili terapilerden biri olarak kabul edilmektedir. Gizemli ve karmaşık yönüne karşın hipnoz kişiyi zihin üzerinde yoğunlaştırdığından rahatlama ve davranışları kontrol altına almayı sağlar. Hipnozun en bilinen imajı -hipnotize olmuş bir biçimde masaya uzanmış tavuk gibi gıdaklayan bir kişi- hipnozun en önemli özelliğini, etki altına alınabilmeyi yansıtır. Eğer tam anlamıyla hipnotize olursanız, davranışlarınızın farkında olursunuz ve size söylenenleri aynen yerine getirebilirsiniz. Bu derece etki altına alınabilmenin nedeni, kişinin tamamen zihni üzerinde yoğunlaşması, düşüncelerin kendisini etkilemesine izin vermemesidir.</p>
<p>Hipnoz, zihnin gücünü tamamen bir düşünce üzerinde yoğunlaştırır ve diğer duygu, düşünce ve olaylardan koparır. Bu kopukluğu, örneğin mücevher takarken yaşayabilirsiniz. Boynunuza bir kolye taktığınızda, önce kolyenin ağırlığını boynunuzda hissedersiniz. Ancak düşünceleriniz başka bir yöne kaydığında bu kez kolyenin varlığını unutur, belki de çıkarana dek bir daha anımsamazsınız. Uzmanlar, hipnoz sırasında kişinin neden son derece uysal bir hale geldiği konusunda araştırmalarını sürdürmekte, birçoğu bu sırada, daha sonra bilincimize güçlü mesajlar gönderen bilinçaltımızla ilgilendiğimize inanmaktadır.<br />
Hipnozu bir tarafa bırakıp birileri sizden bunu istediği için sıkıcı, yorucu ve sağlıksız düşüncelerden kurtulmanın ne kadar büyük yararlan olabileceğini düşünün! Zihninizi kullanarak sağlığınız için yararlı olabilecek birçok teknik uygulayabilirsiniz. Örneğin hipnoz sıkıcı düşüncelerden kurtulmanızı sağlar, stresi önler ve ağrı semptomlarını yok eder. Hayal kurma da benzer bir etki yaratabilir. Hipnoz sırasında bizden, bize huzur veren, psikolojik ve duygusal açıdan rahatlatan imgeleri aklımızda tutmamız istenir. Aynı şekilde, gözümüzde vücudumuza sağlık ve canlılığın yayıldığım canlandırmak da psikolojik açıdan kendimizi iyi hissetmemizi sağlar ki bu da hastalık semptomlarını en aza indirir. Hipnozun başka uygulamaları da vardır. Örneğin, hipnoz anesteziye karşı alerjisi olanlar ya da buna karşı çıkanlar için ameliyat öncesi anestezik amaçlı kullanılmaktadır.<br />
Hipnoz, kanser ve kanser tedavisinin verdiği rahatsızlıkları önlemede çok etkili olabilir. Aynı zamanda yaşamın birçok alanım etkileyen bir hastalığa yakalanmış olmanın getirdiği sıkıntıyı hafifletir. Stres hastalık risklerini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda tüm vücutta yaşanan rahatsızlıkları da hafifleterek kişinin kendisini daha iyi hissetmesine yardımcı olur. Hipnoz sırasında anksiyete ve ağrı duygularını başka duygulara dönüştürmeyi ve düşüncelerinizi başka yöne kaydırmayı öğrenebilirsiniz.</p>
<p>Hipnozun güçlü etkisi, yararlarının seans sonrasında da sürmesini sağlar. Ancak seans sırasında da bu yararların tadım çıkarabilirsiniz. Örneğin kemoterapi, radyoterapi ya da sizi en çok rahatsız eden bir durum sırasında, hipnoz yardımıyla, gözünüzde havada akıp gittiğinizi canlandırarak ağrılarınızdan kurtulabilirsiniz. Bu konuda yeterince bilgi sahibi olduğunuzda kendi kendinizi hipnotize etmeye başlayabilirsiniz. Tedavi ya da iyileşme dönemi sırasında havada kayıp gittiğinizi düşünebilirsiniz. Kendinizi çok zevk aldığınız bir şeyi yaparken hayal edebilir ya da hiç ağrı sızı çekmediğinizi varsayabilirsiniz. Bu, hem ağrılarınızı hafifletecek hem de yaşadığınız durum ile ilgili sıkıntılarınızı azaltacaktır.</p>
<p>Birçok kişi, ilk hipnoz seansı için bir psikoterapiste ya da hipnoz uzmanına başvurmayı tercih eder. Ancak kendi kendine hipnoz yöntemiyle de hafif ama etkili bir trans hali sağlanabilir. Eğer kendi kendinizi hipnotize etmekte güçlük çekiyorsanız ya da daha derin bir trans hali istiyorsanız bir uzmana başvurabilirsiniz. Birçok psikoterapist hipnoz konusunda yeterli eğitimi almıştır. Öyle olmasa bile size bu konuda yetkin birini önerebilir. Hipnoza ağrılarınızı dindirmek için ihtiyaç duyuyorsanız profesyonel bir hipnoterapistle görüşmenizde yarar vardır. Ağrılar, vücutta yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun göstergesi olabilir. Eğer bu ağrıları bastırmaya çalışırsanız kendinizi tehlikeye sokabilirsiniz. Benzer biçimde, hipnozu daha etkin kılmak için pre-hipnotik düşüncelerden yararlanmak istiyorsanız yine bir uzmanla görüşmelisiniz. Bu tür teknikler ne zaman ve nasıl uyanacağınızı bilmiyorsanız, tehlikeli olabilirler. Hipnoz durumu beş dakikadan fazla sürmemeli ve kişi hipnozdan uyanmadan önce doğal bir uykuya dalmamalıdır.</p>
<p>Aşağıda bir kendi&#8217;kendine hipnoz alıştırması anlatılmışla tır. Kendi kendinizi hipnotize etmenin en iyi yolu, egzersizi birkaç kez okuyarak bedeninizin ve zihninizin hipnoza nasıl karşılık vereceğini zihninizin algılamasını sağlamaktır. Cümle aralarında durun. Hipnotik durumu zihninize yerleştirmeye çalışın, böylece kendi kendinizi hipnotize ederken ne yapacağınızı düşünmenize gerek kalmaz. Bilinçli olarak düşünmek hipnozu bozacaktır. Hipnoz sırasında hipnoz halinde olduğunuzun bilincinde olmazsınız. Hipnozite olup olmadığınız, hareketlere karşı istekliliğinizden anlaşılır.</p>
<p><strong> Kendi Kendine Hipnoz Egzersizi</strong><br />
Bir iskemleye rahatça oturun. Duvarda bir nokta belirleyin ve gözlerinizi o nokta üzerinde yoğunlaştırın. Eğer gözleriniz kayarsa yine aynı noktaya getirin. Noktaya bakarken gözleriniz yoruluyor, zihniniz ve bedeniniz yoruluyor, dinlenme ve rahatlama ihtiyacı duyuyor. Gözleriniz noktaya bakmaktan yoruluyor, vücudunuz ve zihniniz huzura ve dinlenmeye ihtiyaç duyuyor. Artık nokta üzerinde yoğunlaşmanız daha zor, çünkü donuklaşıyor ve sanki hareket ediyor. Ancak rahatlamaya hazır olana dek gözlerinizi aynı noktada tutmalısınız. Gözkapaklarınız ağırlaşıyor ve kendi kendine kapanmaya başlıyor. Artık kapatabilirsiniz. Vücudunuz ve zihniniz rahatlamak istiyor. Soluklarınız yavaşlıyor. Giderek daha derin ve daha yavaş soluk almaya başlıyorsunuz. Daha derin ve daha yavaş. Tüm vücudunuz hafifliyor ama uyumayacaksınız. Sadece kendinizi huzurlu hissedebilirsiniz, huzurlu ve sakin. Vücudunuz, yüzmek ve akıp gitmek ister gibi. Ayak parmaklarınızda hafifliği hissediyorsunuz -küçük ve büyük parmaklarınızda, bileğinizde, baldırlarınızda. Dizleriniz tüy gibi hafif. Bacaklarınız her an yerden yükselecekmiş-siniz gibi hafif. Vücudunuz rahatladıkça kendinizi daha hafif, daha rahat, daha sakin hissediyorsunuz. Bacaklarınızın üst tarafları da hafifliyor. Hafiflik duygusunun karnınızdan göğsünüze doğru yükseldiğini duyumsuyorsunuz. Bacaklarınızın üst tarafları da hafifliyor. Sırtınız öyle hafifliyor ki sanki yerinde duramıyor. Omuzlarınızın hafiflediğini hissediyorsunuz, kollarınızın da&#8230; Ta parmak uçlarınıza kadar. Gerçekten çok rahatlıyorsunuz, bütün düşüncelerden uzaklaşıyorsunuz. Boynunuz bir tüy kadar hafif. Başınız havalanmaya hazır bir balon gibi. Tüm vücudunuz bir tüyden daha hafif, öyle ki yerden havalanacak kadar. Ve havada akıp gidiyorsunuz.</p>
<p>(Şimdi kendinizi, ne kadar rahatladığınıza, «ağrılarınızın hafiflediğine ve sağlığınızın düzeldiğine inandıracak şeyler düşünün.) Birkaç dakika içinde gözlerinizi açın. Bunu yapmadan önce vücudunuzu normal pozisyonuna döndürün. Gözlerinizi açtığınızda kendinizi rahatlamış, canlı ve farklı hissedeceksiniz.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.saglikgunlugu.com%2Fhipnoz-nedir&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikgunlugu.com/hipnoz-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HATHA &#8211; YOGA</title>
		<link>http://www.saglikgunlugu.com/hatha-yoga</link>
		<comments>http://www.saglikgunlugu.com/hatha-yoga#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2011 13:05:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Stres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikgunlugu.com/?p=2832</guid>
		<description><![CDATA[Pozisyonları kıvrak bir yabankedisinden uyarlanan eski bir Hint uygulaması olan hatha-yoga, gerek fiziksel açıdan gerekse sağlık açısından şaşırtıcı derecede yararlıdır. Yoga iki bölüme ayrılır. Bu bölümde önce vücut pozisyonlarını içeren hatha-yogayı görecek daha sonra da düşünce ile ilgilenen yoga biçimini &#8220;Meditasyon&#8221; başlığı altında inceleyeceğiz. Yoga terapisi temelini, yaşamın fiziksel, zihinsel ve duygusal enerjiler ve düşüncelerden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pozisyonları kıvrak bir yabankedisinden uyarlanan eski bir Hint uygulaması olan hatha-yoga, gerek fiziksel açıdan gerekse sağlık açısından şaşırtıcı derecede yararlıdır. Yoga iki bölüme ayrılır. Bu bölümde önce vücut pozisyonlarını içeren hatha-yogayı görecek daha sonra da düşünce ile ilgilenen yoga biçimini &#8220;Meditasyon&#8221; başlığı altında inceleyeceğiz.</p>
<p>Yoga terapisi temelini, yaşamın fiziksel, zihinsel ve duygusal enerjiler ve düşüncelerden oluşan beş &#8220;kılıf&#8217;tan meydana geldiğine inanan Hint felsefesinden alır. Bunlar arasında görülecek herhangi bir dengesizlik iki tür bozuklukla sonuçlanabilir. Bulaşıcı hastalıklar ve kaza sonucu oluşan yaralanmaların fiziksel nedenlerden kaynaklandığına inanılır ve bunları tedavi etmek için allopatik tıbba başvurulur. Bu inanca göre dejeneratif hastalıklar ve psikosomatik bozukluklar, en önemli kılıf olan &#8220;mutluluk&#8221; kılıfından diğer kılıflara enerji akımını engelleyen güçlü sevme ve sevmeme duygularından kaynaklanmaktadır. Tedavi vücuttaki önemli enerji noktalarını uyarmak üzere uygulanan pozisyonlardan oluşur. Enerji akımı masajları iç organların çalışmasını hızlandırıp geliştirdiğinden bu uygulamaların önlem alıcı etkileri de vardır.</p>
<p>Hatha-yoganın temel amacı enerji akımını güçlendirmek olduğundan, düzenli olarak uygulama yapmak hem stresle mücadeleyi hızlandırır hem de genel sağlık açısından son derece yararlıdır. Yoga çalışmaları bir dizi psikolojik değişikliğin ortaya çıkmasını sağlar. Kalp atışı ve solunum hızı azalır, kan basıncı ve oksijen kullanımı düşer. Stres ve gerilim vücuttan atılır. Yani anksiyete ve saldırganlığı azalttıklarından, insanın kendisine güveninin gelmesini sağladıklarından en basit yoga pozisyonlarının bile büyük yararları vardır. Eğer gerçek bir yoga uzmanıyla tanışmışsanız onun son derece az bir efor sarf ederek jimnastiğe benzer hareketler yaptığım görmüşsünüzdür. Bu tür insanlar yıllardır yogayla uğraştıklarından kendilerini zorlayıp harap edecek kadar çevik hareketler yapmaya uğraşmalarına gerek yoktur. Esnekliğiniz arttıkça programınıza daha ileri düzeyde pozisyonlar ekleyebilirsiniz.</p>
<p>Yoga stresten yaşlanmaya kadar pek çok konuda size yardımcı olabilir. Kalp krizi ve kalbe bağlı diğer hastalıklara neden olan büyük bir risk olarak görülen stresin diğer birçok hastalığa yakalanmamızda da rol oynadığı belirtilmektedir. Kadın sağlığıyla ilgili âdet sancılarından menopoza kadar birçok soruna anksiyete ve depresyonun neden olduğu ileri sürülmektedir. Yoga stresi azalttığından strese bağlı sağlık sorunları ve hastalıkların da büyük ölçüde ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır. Yoga vücut esnekliğini de artırdığından yaşlanma etkilerini geciktirir. Yoganın yararları bununla da bitmez; bugün Birleşik Devletlerde yoga terapileri ağrıları dindirmek amacıyla da kullanılmaktadır. Sessiz ve huzurlu bir yoga ortamında kişi ağrılarını daha da artıran gergin düşüncelerden kurtulur. Örneğin, &#8220;Bana ne olacak?&#8221; &#8220;Buna nasıl dayanabilirim?&#8221; gibi düşünceler sonucu ağrılar daha da dayanılmaz hale gelecektir.</p>
<p>Tedavi, bir ay boyunca uygulanan asanasları kapsar. Tedavinin tam anlamıyla etkin olabilmesi için önce karından soluk alma egzersizlerini  uygulayın. Sonra da meditasyona geçin ve daha sonra da &#8220;<a href="http://www.saglikgunlugu.com/gunese-selam-egzersizi">güneşe selam</a>&#8221; egzersizlerine başlayın.</p>
<p>Yoga diğer doğal terapilerle birlikte kullanılabilir. Ancak tıbbi müdahale gereken bazı özel durumlarda z<strong>ararlı olabilir</strong>..
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.saglikgunlugu.com%2Fhatha-yoga&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikgunlugu.com/hatha-yoga/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asepsi</title>
		<link>http://www.saglikgunlugu.com/asepsi</link>
		<comments>http://www.saglikgunlugu.com/asepsi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 08:04:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Stres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikgunlugu.com/?p=1828</guid>
		<description><![CDATA[(Asepsle) Bir yerdeki mikropların bulunmasına, üremesine yaşamasına mani olarak, tedaviyi mikropların faaliyetine meydan vermeden yapmak . için lüzumlu olan usullerin bütününe Asepsi denir. Asepsi en çok ameliyatlarda ameliyat yerinin, ameliyat aletlerinin ve pansuman takımlarının mikroplardan temizlenmesi şeklinde tatbik olunur. Hekimlikte Asepsi bazı ilâçlar, bazı fizik ve kimya usulleri ile temin olunur. Asepsiye, en ziyade, ameliyat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>(Asepsle)<br />
Bir yerdeki mikropların bulunmasına, üremesine yaşamasına mani olarak, tedaviyi mikropların faaliyetine meydan vermeden yapmak . için lüzumlu olan usullerin bütününe Asepsi denir.<br />
Asepsi en çok ameliyatlarda ameliyat yerinin, ameliyat aletlerinin ve pansuman takımlarının mikroplardan temizlenmesi şeklinde tatbik olunur.<br />
Hekimlikte Asepsi bazı ilâçlar, bazı fizik ve kimya usulleri ile temin olunur.<br />
Asepsiye, en ziyade, ameliyat işlerinde ve cerrahlıkta lüzum vardır.</p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.saglikgunlugu.com%2Fasepsi&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikgunlugu.com/asepsi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arı Sokması</title>
		<link>http://www.saglikgunlugu.com/ari-sokmasi</link>
		<comments>http://www.saglikgunlugu.com/ari-sokmasi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 07:58:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Stres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikgunlugu.com/?p=1824</guid>
		<description><![CDATA[Arılar, bütün yaz, hiç durmadan, çiçekten çiçeğe dolaşarak aldıkları gıdayı, kışın geçinmek için, toplamakla meşguldürler. Onlara dokunmadıkça insanlara sataşmazlar. Fakat kızdırılacak, rahatsız edilecek olurlarsa o zaman müdafaa silâhları olan iğnelerini kullanır, sokarlar. Arı çalışkan, faydalı bir hayvandır amma, sataşılırsa insanı sokar Arının iğnesi vücudunun arka tarafındadır. Bu iğnenin boyu (5-6) milimetre kadardır. &#8220;Soktuğu yere özel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Arılar, bütün yaz, hiç durmadan, çiçekten çiçeğe dolaşarak aldıkları gıdayı, kışın geçinmek için, toplamakla meşguldürler. Onlara dokunmadıkça insanlara sataşmazlar. Fakat kızdırılacak, rahatsız edilecek olurlarsa o zaman müdafaa silâhları olan iğnelerini kullanır, sokarlar.</p>
<p>Arı çalışkan, faydalı bir hayvandır amma, sataşılırsa insanı sokar Arının iğnesi vücudunun arka tarafındadır. Bu iğnenin boyu (5-6) milimetre kadardır. &#8220;Soktuğu yere özel bir zehir akıtır. Arının soktuğu yerde şiddetli bir ağrı olur, deri kızarır. Çabucak şişer. Bazı defa soktuğu yerde, yara bile açılabilir. Birçok arının birden bir insanı sokması daha mühim ve tehlikelidir. Soktuktan dört beş saat sonra vücutta genel sıkıntılar, nefes darlıkları, çarpıntı, baş dönmesi, kusmalar, bütün deri üzerinde birden çıkan ve çok kaşınan kurdeşenler ve hastada sürgün (ishal) görülebilir.</p>
<p>Sokulan adamın yüzü kıpkırmızı olur.<br />
Çocukların vücutları küçük olduğu için, arı sokmasından bunlar daha çok müteessir olurlar. Hele birçok arının birden bir çocuğu sokması, yetişkin bir insanda olduğundan, daha tehlikeli sıkıntılar doğurabilir.</p>
<p><strong>Arı Sokması Tedavi:</strong><br />
Arının iğnesi, soktuğu yerden, çıkarılmalıdır. İçine birkaç damla amonyak konmuş, sıcak bir su ile pansuman bezlerini ıslatıp sokulan yere pansuman yapmalıdır. Sirkeli, kolonyalı veya tuzlu su ile yapılacak ılık pansumanlarda fayda verir.</p>
<p>Birçok arının birden sokması neticesi vücutta, genel olarak sıkıntılar ve tehlike görüldüğü zaman kobra yılanının zehirine karşı yapılmış olan serumu ve yahut eskiden beri kendisini birçok defa arı sokmuş ve arı zehirlerine karşı artık alışmış, bağışıklık muafiyet) kazanmış olan bir arıcının kanını alıp hastaya şırınga etmeyi tavsiye ederler. Bunu ancak hekim yapabilir.</p>
<p>Bazı yerlerde romatizma dediğimiz ağrılı hastalıklara tutulanların kendilerini isteyerek arılara sokturdukları ve bundan fayda gördükleri vardır. Arıcıların romatizmaya tutulmadığını görenler arı zahirinin romatizmada faydalı birt ilaç olacağını düşünerek bundan bir takım hazır ilaçlar yapmışlardır.</p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.saglikgunlugu.com%2Fari-sokmasi&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikgunlugu.com/ari-sokmasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruhsal Depresyon</title>
		<link>http://www.saglikgunlugu.com/ruhsal-depresyon</link>
		<comments>http://www.saglikgunlugu.com/ruhsal-depresyon#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 06:28:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhsal Depresyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikgunlugu.com/?p=1097</guid>
		<description><![CDATA[Stres ve Ruhsal Depresyon Ruhsal bir durum olarak depresyon, insan yaşamının bir parçasıdır. Kimi kez bir nedene bağlı olmadan, durup dururken ortaya çıkar. Kimi kez de yaşamın akışında ortaya çıkan engeller sonunda oluşur. Depresyon sendromu kilo kaybı, uykusuzluk, dikkati toplamakta güçlük, intihar olarak kendisini gösterir. Hastalıkta da yine aynı belirtiler söz konusudur. Depresyonun iç kaynaklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Stres ve Ruhsal Depresyon</h1>
<p>Ruhsal bir durum olarak depresyon, insan yaşamının bir parçasıdır. Kimi kez bir nedene bağlı olmadan, durup dururken ortaya çıkar. Kimi kez de yaşamın akışında ortaya çıkan engeller sonunda oluşur.<br />
Depresyon sendromu kilo kaybı, uykusuzluk, dikkati toplamakta güçlük, intihar olarak kendisini gösterir. Hastalıkta da yine aynı belirtiler söz konusudur.<br />
Depresyonun iç kaynaklı ve dış kaynaklı olmak üzere iki tipi vardır, iç kaynaklı depresyona katılımı da içeren biyolojik nedenler, dış kaynaklı depresyona ise, zararlı toplumsal etkenler yol açar.<br />
Merkezi sinir sisteminde hastalık yapan bütün etkenler aynı zamanda ruhsal çöküntüye de neden olabilir, öte yandan türlü ruhsal hastalıklar sırasında da ruhsal çöküntü ortaya çıkabilir.<br />
Ruhsal çöküntülerde ortaya çıkan belirti ve yakınmaları şöyle toplayabilirim:<br />
— Duygu durumunda elem doğrultusunda yükselmeler olabilir, zaman zaman kaygı ve sıkıntının şiddeti artar, hastada taşkınlık ve tedirginlik olur.<br />
— Genel olarak dikkat, algı, bellek, düşünce gibi tüm bilişsel işlevlerde yavaşlama görülür. Dikkatin bir noktada odaklaşması, algının keskinliği, belleğin kayıt ve hatırlama işlevleri, düşüncenin toplanması zorlaşır. Kimi kez belirli bir nedene bağlı olan ve sıklıkla günahkarlık, suçluluk biçiminde düşünce sapmalarına rastlanır.<br />
— Bedensel bulgular arasında bitkinlik sık görülür.<br />
— Dengeleşimin bozulması sonucu otonom sinir sistemiyle bağlantılı organlara ve sistemlere ilişkin çeşitli belirtiler ve yakınmalar ortaya çıkar. Bunların arasında ağız kuruluğu, iştahsızlık, zayıflama, terleme, uyku bozuklukları başta gelir, iştah azalması ve zayıflama, dış kaynaklı depresyonlarda iç kaynaklı depresyona oranla çok hafiftir, uyku bozuklukları genellikle geç ve güç uykuya dalma biçiminde ölür.<br />
Bu tip ruhsal çöküntü gösteren hastalar iç kaynaklı depresyonu olan hastaların tersine, sabahları iyi ve rahat uyanırlar. Gün boyunca yakınmaları artar.<br />
Genel olarak bedensel ve otonom sinir sistemine ilişkin belirtilerin ön planda olduğu ruhsal çöküntü durumuna &#8220;maskeli depresyon&#8221; denir. Halsizlik, baş ve beden ağrıları, dolaşım ve sindirim sistemi bozukluklarının etkin olması nedeniyle birçok hastalıkla karışabilir.<br />
Bitkinlik nedeniyle kanserlerle; baş ağrıları nedeniyle, beyin tümör-leriyle; kan basıncında yükselme, kalp vurum sayısında artma nedeniyle dolaşım sistemi hastalıklarıyla; mide-barsak yakınmalarıyla sindirim sistemi hastalıklarıyla karıştırılabilen maskeli depresyon durumlarında tanı koyabilmek için.dikkatli bir gözlem, muayene ve labora-tuvar araştırmaları gereklidir, iyi bir gözlem sonucu kaygılı, sıkıntılı duygu durumunun saptanması tanıda yardımcı olur.<br />
Ruhsal ve toplumsal zorlanmaların büyük bir bölümü, insanın içinde yaşadığı ortamda başından geçen olaylardan kaynaklanır. Ancak bu olayların hepsi birer zorlama etkeni sayılamaz. Öyle olsaydı, insanın yaşamını sürdürmesi, hiç değilse hastalıksız sürdürmesi olanaksız olurdu.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.saglikgunlugu.com%2Fruhsal-depresyon&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikgunlugu.com/ruhsal-depresyon/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres ve Gelecek Korkusu</title>
		<link>http://www.saglikgunlugu.com/stres-ve-gelecek-korkusu</link>
		<comments>http://www.saglikgunlugu.com/stres-ve-gelecek-korkusu#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 06:28:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<category><![CDATA[Stres ve Gelecek Korkusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikgunlugu.com/?p=1072</guid>
		<description><![CDATA[Stres ve Gelecek Korkusu Gelecek, ölüm ve yok olma korkusunun yarattığı sorumluluk ve sürekli kaygı düzeyi, insana elem veren duygulanım durumları olduğundan, insanı mutsuz kılar. Mutluluk, insana haz veren neşe, sevinç gibi duyguların yaşanması ya da umut gibi bir duygulanım durumunun beklenmesinden kaynaklanır, insanı kimi kez günlük yaşamdaki neşe ve sevinç, kimi kez gelecekteki umut [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Stres ve Gelecek Korkusu</h1>
<p>Gelecek, ölüm ve yok olma korkusunun yarattığı sorumluluk ve sürekli kaygı düzeyi, insana elem veren duygulanım durumları olduğundan, insanı mutsuz kılar. Mutluluk, insana haz veren neşe, sevinç gibi duyguların yaşanması ya da umut gibi bir duygulanım durumunun beklenmesinden kaynaklanır, insanı kimi kez günlük yaşamdaki neşe ve sevinç, kimi kez gelecekteki umut mutlu eder. çoğu kez de gelecekteki umut, günlük yaşamdaki neşe ve sevinçten daha güçlü ve sürekli bir mutluluk verir insana, insan, içinde bulunduğu, yaşadığı toplumsal ortamda başkalarından ilgi, sevgi, saygı bekler. Kendisine güvenmek, kişiliğine saygı duymak ister. Kendisini gerçekleştirmek, varlamak için çaba harcar. Böylece amaçlarına beklentilerine, isteklerine erişmeyi tasarlar. Bunlara erişir ya da erişemez. Bunlara erişmeyi tasarladığı sürece mutluluğu oluşturan neşe ve sevinç gibi duygulanım durumları, şimdiki zamandan kaynaklanır, umut gelecek zamana ilişkin tasarıların şimdiki zamanda yarattığı haz, neşe ve sevinçtir.<br />
İnsan amaçlarına, beklentilerini, isteklerine erişemedikçe, gele-&#8221; çekten umudunu kestikçe mutsuz olur. Mutsuzluk da gelecek korkusunu artırır, kaygı düzeyini yükseltir, zorlanma olasılığını çoğaltır. Günlük yaşamında mutsuz olan, zorlanan, karamsar ve kötümser bir insan, geçmişi eksik, hatalı, kötü biçimde yorumlamaya başlar. Yaşadığı anı da bu yorumlamanın yarattığı kaygıyla değerlendirir. Bu olumsuz değerlendirme, durumluk kaygı düzeyini yükseltir, zorlanmayı artırır, örnek olarak, çalıştığı işte başarılı olamayan insan, &#8220;keşke başka bir meslek seçmiş olsaydım&#8221; diye pişmanlık duydukça, günlük çalışmasını başarılı biçimde sürdüremez. Bu başarısızlık durumluk kaygı düzeyini yükseltir. Durumluk kaygı düzeyi yükseldikçe gelecek korkusu artar. Geçmiş daha kötü ve olumsuz yorumlanır. Bu durumun sürmesi ruhsal çöküntüye yol açabilfr.<br />
zaman kişilik yapısı ve toplumsal ortamın amaç ve beklentilerine göre de zorlayıcı etken niteliği alabilir, insanın zamanı değerlendirmesi öncelikle duygulanım durumuyla bağlantılıdır. Mutlu insan zamanın nasır akıp geçtiğini anlamaz. Mutsuz insan zamanın yavaş ve zor geçtiğinden yakınır. Duygulanım durumuyla zaman arasındaki bu görece bağlantı dışında, amaçlara, beklentilere, isteklere erişmek için gösterilen çabayla zaman arasında da bağlantı vardır. Günlük işini bitirmek isteyen memur; toplantılara yetişmek isteyen yönetici; sınava hazırlanan öğrenci; akıp giden zamanla çabaları arasındaki çatışmayı yaşarlar. Başka bir deyişle, zaman bütün davranışları zorlanmaya dönüştüren zararlı bir etken olabilir, zamanın bu niteliği üzerinde ilk duran, 1968 yılında Hosach olmuştur. Araştırmacı zorlanmayı zaman içinde yer alan ve gelişen bir süreç olarak yorumlamış, zamanın sınırıyla zorlanma arasında bağlantı olduğunu belirtmiştir.  .<br />
1977 yılında Janis ve Mann, zorlanmada zaman değişkeninin önemli rol oynadığını belirtmişler ve zamanın baskısının önemli bir zorlayıcı etken olduğunu ileri sürmüşlerdir, özellikle XX. yüzyılda kentleşmenin, sanayileşmenin, teknolojik gelişmenin getirdiği yaşama biçimi, zamanın baskısının zararlı etken niteliğini artırmıştır.<br />
Başka dillerde de bulunan &#8220;vakit nakittir&#8221; deyimi, günümüzde birçok toplum ve insan için &#8220;zaman paradır&#8221; deyimine dönüşmüş, zamanın baskısını somut olarak gösteren bir yaşama biçimi olmuştur. Birçok insan daha çok kazanmak, daha rahat yaşamak için bitip tükenmeyen bir çaba, çalışma ve yarışma düzeni içinde, zamanın baskısından ve yarattığı zorlanmadan daha çok etkilenmektedir, zamanın değerini ölçecek doğru ölçütler bulunmadıkçarbu deyimin birçok insan üzerindeki olumsuz etkisi kuşkusuz sürüp gidecektir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.saglikgunlugu.com%2Fstres-ve-gelecek-korkusu&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikgunlugu.com/stres-ve-gelecek-korkusu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres ve Kaygı</title>
		<link>http://www.saglikgunlugu.com/stres-ve-kaygi</link>
		<comments>http://www.saglikgunlugu.com/stres-ve-kaygi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 07:37:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<category><![CDATA[Stres ve Kaygı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikgunlugu.com/?p=1053</guid>
		<description><![CDATA[Stres ve Kaygı İnsanın ruhsal yaşamı, birbirinden ayrı olan ama birbirini tamamlayan iki alandan oluşur. Bunlar duygulanım ve bir sonraki bölümde ele alacağım bilişsel işlevlerdir (bilinç, dikkat, algı, bellek, düşünme gibi bilgiyle ilgili işlevler). Duygulanım iç ve dış ortamdan gelen iletilerin, duygu alanındaki ruhsal yaşantıda yarattığı değişmelerin, etkilerin, tepkilerin bütünüdür, iletilerin hoşa gitmesi haz, hoşa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Stres ve Kaygı</h1>
<p>İnsanın ruhsal yaşamı, birbirinden ayrı olan ama birbirini tamamlayan iki alandan oluşur. Bunlar duygulanım ve bir sonraki bölümde ele alacağım bilişsel işlevlerdir (bilinç, dikkat, algı, bellek, düşünme gibi bilgiyle ilgili işlevler).<br />
Duygulanım iç ve dış ortamdan gelen iletilerin, duygu alanındaki ruhsal yaşantıda yarattığı değişmelerin, etkilerin, tepkilerin bütünüdür, iletilerin hoşa gitmesi haz, hoşa gitmemesi elem doğrultusunda değişme ve etki yaratır, iz bırakır. Duygulanımın şiddeti arttıkça, duygular yoğunlaştıkça, coşku (heyecan) denilen durum ortaya çıkar.<br />
sevgi, sevinç, neşe, umut, keyif durumu, esrime, aşırı coşkunluk, haz kapsamı içinde yer alan duygulanım ve coşku durumlarıdır. Elem doğrultusunda yer alan duygulanım ve coşku durumları da şöyle sıralanabilir: Acı, acıma, kaygı, kıskançlık, korku, baskı ve sıkışma durumu, manevi ejem^öfke, köpürme, aşırı coşku ve tedirginlik, aşırı sinir duyarlılığı.<br />
zorlanmada elem doğrultusunda duygulanım ve coşku durumları ortaya çıkar. Zorlanmayla ilgili olan duygulanım ve coşku durumları, kaygı (arociety), öfke ve baskı, sıkışma (angoisse) olarak sıralanabilir.<br />
Ruhbilim ve tıp alanında kaygıyla zorlanma arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk araştırmalar 1970&#8242;li yılların başlarında yapılmış, sonlarına doğru bu tür araştırmaların sayısı çığ gibi artmıştır.<br />
Kaygıyı ve kaygıyla zorlanma arasındaki ilişkiyi anlatmadan önce, bu konuları içeren araştırmalarda, çalışmalarda, yazılarda çok rastlanan kavram karışıklığının üzerinde durmak istiyorum, bu kavram karşılığı kaygının zorlanmayla eşanlamda kullanılmasından; kimi yerde kaygı yerine zorlanma, kimi yerde zorlanma yerine kaygı kavramına yer verilmesinden kaynaklanmaktadır.<br />
Birçok araştırmacı gibi, ben de bu iki kavramı birbirinden ayıran kesin sınırları çizdim ve her iki kavramın tanımlarıntayrı ayrı verdim. Buna göre kaygı, elem doğrultusunda bir duygulanım durumudur.<br />
Bu duygulanım durumuyla zorlanma arasındaki ilişki iki biçimde olur. Dış ve iç ortamdan kaynaklanan zararlı etkenler organizmanın değişik alanlarında, yapılarında, işlevlerinde zorlanma yaratır. Ruhsal alanda ortaya çıkan zorlanma belirtisi ya da tepkisi, kaygı düzeyinin yükselmesidir. Zorlanma yaratan zararlı etkenin niceliğine ve nitetiğine göre, kaygı düzeyi doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak yükselir. Toplumsal kaynaklı zararlı etken önce ruhsal alanda kaygı düzeyini yükseltir. Kaygı düzeyinin yükselmesi organizmanın öteki alanlarına, yapılarına, işlevlerine yansır. Kan basıncı yükselir, kalp vurum sayısı artar, içsalgı bezlerinin işlevi aksar. Fizyolojik kaynaklı zararlı etken ise, önce organizmanın bitkisel sinir sistemi, içsalgı bezleri, kimyasal ileticiler, bağışıklık sistemi gibi yapılarını, işlevlerini etkiler ve organizmayı zorlar. Bu zorlanma ruhsal alana kaygı düzeyinin yükselmesiyle yansır.<br />
öte yandan kaygı düzeyinin yükselmesi, ruhsal kaynaklı zararlı etken olarak değerlendirilir.<br />
.Görülüyor ki, kaygı düzeyinin yükselmesi zorlanma sonucu ruhsal alanda ortaya çıkan bir tepki olup, aynı zamanda ruhsal kaynaklı zararlı etken olarak da rol oynamaktadır.<br />
Birçok düşünür ve yazar XX. yüzyıla, özellikle bu yüzyılın ikinci yarısına &#8220;Kaygı çağı&#8221; (Age of Anxiety) adını vermiştir.<br />
May, Levvis&#8217;in kaygıya ilişkin olarak saydığı özellikleri bir cümlede toplamıştır: &#8220;Kaygı, tehlikeyle karşılaşan insanın beceriksizlik ve çaresizlik duygusudur.&#8221;<br />
Spielbergeri972&#8242;de kaygı kavramının aşağıdaki özelliklerini tanımlamıştır:<br />
— Kaygı geleceğe yönelik endişe durumudur.<br />
— Hoş olmayan bir duygulanım durumudur.<br />
— Bu duygulanım durumunun duyumsanması insana elem verir.<br />
— Bitkisel sinir sisteminde gerginlik yaratır.<br />
Görülüyor ki, tüm ruhbilim öğretileri kaygı kavramını birbirinden farklı biçimde tanımlayıp yorumlamıştır, özetlenirse, ruhbilim açısından kaygı; dürtü, içgüdü, güdü, güdülenme, nitelik, tepki, uyaran olarak kabul edilmiştir.<br />
spielberger öteki araştırmacılardan farklı olarak iki tip kaygı tanımlamıştır:<br />
— Durumluk kaygı (State anxiety) (A-state) (Acute anxiety)<br />
— Sürekli kaygı (Trait anxiety) (Chronic anxiety) Spielberger durumluk ve sürekli kaygı tiplerinin özelliklerini şöyle toplamıştır:<br />
— Bu tip kaygı, insanın içinde bulunduğu durumu tehdit eden, tehlike yaratan biçiminde algılamasından, yorumlamasından kaynaklanır.<br />
— Bu durum elem veren, hoş olmayan bir duygulanım durumu yaratır.<br />
— Bu duygulanım durumu algılanır, anlaşılır, duyumsanır.<br />
— Bu süreç içinde bilinç açık, haberdar ve uyanıktır.</p>
<p>— Bitkisel sinir sistemi işlevinde değişmeler olduğunu gösteren belirtiler ortaya çıkar.<br />
Sürekli kaygı:<br />
— Bu kaygı tipi, durumluk kaygıya oranla durağan ve süreklidir.<br />
— Bu tip kaygının şiddeti ve süresi kişilik yapısına göre değişir.<br />
— Kişilik yapısının kaygıya yatkın olması, sürekli kaygı düzeyini etkiler.<br />
— insanların sürekli kaygı düzeylerinin birbirinden farklı olması, tehdit eden, tehlikeli durumun algılanmasını, anlaşılmasını, yorumlanmasını, tek sözcükle değerlendirilmesini değiştirir.<br />
— Sürekli kaygı düzeyindeki bu değişiklik, durumluk kaygı düzeyini de değiştirir.<br />
Spielbergerveonu izleyenler, durumluk ve sürekli kaygı durumu arasında durmaksızın süren iletişim ve etkileşim olduğunu doğrulamışlardır. Sürekli kaygı düzeyinin yüksek olması, durumluk kaygı düzeyini yükseltir. Durumluk kaygı düzeyinin yükselmesi ve süresinin uzaması da, sürekli kaygı düzeyini yükseltir.<br />
zorlanmanın etkisi kişilik yapılarına göre değişir. Kaygının oluşmasında ve düzeyinin değişmesinde kişilik katmanları rol oynar. Kalıtımla aktarılan özellikler, cinsiyet, beden yapısı, mizaç, duygu durumu, zekâ, benlik, toplumsal rol ve yer, karakter, yaratıcılık gibi kişilik katmanlarının her birinde ayrı ayrı ortaya çıkan kaygı düzeylerinin toplamı, durumluk kaygı düzeyini oluşturur, insanların doğal ve toplumsal ortamla bağlantısı, iletişimi, etkileşimi sürekli kaygı düzeyinin yarattığı duygulanım ve buna bağlı zihinsel işlevlerle sürdürülür. Bu ortamlardan gelen iletilerin, uyaranların, ruhsal, toplumsal zararlı etken olarak değerlendirilmesi, sürekli kaygı düzeyine bağlıdır, öte yandan dış ortamdan gelen iletilerin, uyaranların, zararlı etkenlerin yarattığı anlık kaygı düzeyi de kişilik yapısıyla bağlantılıdır, örnek olarak, hava koşulları bitkisel sinir sistemi yoluyla insanı etkiler. Bu sistemin kişilik kat-maniarıyla iletişimi ve etkileşimi, bir yandan sıcağa ya da soğuğa karşı bedensel tepkiler oluştururken, öte yandan hava koşullarına bağlı olarak duygulanım alanında kaygı yaratır.<br />
insanda durumluk ve sürekli kaygı düzeyinin ölçülmesi, zorlanma yaratan zararlı etkenler karşısında organizmanın durumuna ilişkin bilgi edinmemizi sağlar. Ancak bugüne dek kaygının düzeyini nesnel olarak ölçebilecek geçerli ve yeterli yöntemler bulunamamıştır.<br />
Günümüzde kullanılan yöntemlerin başında, dehşet ve korku filmleri izleyen deneklerin gözlenmesi ve incelenmesi yer alır. Ancak bu durum yapay olduğundan, denekler kaygı ve korku veren durumlar yaşayacaklarını bildiklerinden, ölçüm gerçekçi olamaz.<br />
Bu sakıncayı ortadan kaldırmak için, paraşütle atlayan, sınav kapısında bekleyen insanlar denek olarak kullanılmıştır. Böylece insanın içinde bulunduğu durumda ve ortamda ortaya çıkan durumluk doğal kaygı düzeyi ölçülmeye çalışılmıştır. ı\ie var ki, bu tür ölçümleri yapabilmek için kullanılan dereceli ölçeklerin, poligrafların, laboratu-var araç ve gereçlerinin söz konusu durumlarda uygulanması zor ol-duğundan, bu yöntemler de istenileni vermemiştir.<br />
Deneklere amfetamin, isoprenalin, LSD, sodium laktat, yohimbin gibi maddeler verilerek de bu ölçümler denenmiştir. Ancak bu tür maddelerle yapılan ölçümler gerçekçi değildir. Deneğin algıladığı duygulanım durumunun kaygı olup olmadığı bile tartışılabilir, üstelik bu tür maddelerin deney amacıyla insanlara uygulanması tıp ahlâkına uymaz.<br />
Maddeli ve maddesiz, doğla ve yapay koşullar içinde yapılan tüm kaygı ve kaygı düzeyi araştırmalarında, bu durumun yarattığı duyumsamanın öznel olarak ölçülmesi amacıyla dereceli ölçekler kullanılmaktadır.<br />
Kaygı durumunda ortaya çıkan bedelsel değişmeleri saptamak için; kan basıncını, kalp vurumunu, solunum sayısını, deri direncini, pupilla değişmelerini, bazal metabolizmayı, ter miktarını ve beyin elektriğini, aynı anda eşzamanlı olarak yazan poligraflardan yararlanılır.<br />
Kaygı durumunda kanda ve idrarda bulunan maddelerin niceliğinde ve niteliğindeki değişmelerle, bu duruma bağlı yeni maddelerin oluşup oluşmadığı da, çeşitli biyokimyasal yöntemlerle belirlenmektedir.<br />
Bu tür yöntemlerle yapılan araştırmalar, kaygı duyan insanlarda sempatik sinir sistemi geriliminin arttığını, kandaki adrenalin, norad-renalin düzeyinin yükseldiğini, bu maddelere ilişkin parçalanma ürünlerinin idrarda bollaştığını göstermiştir. Durumluk kaygı düzeyinin değişmesiyle söz konusu değişiklikler arasında doğru orantılı bir bağlantı bulunmuştur. Bugün kaygının organizmaya sempatik sinir sistemi ve adrenalinle yansıdığı-kabul edilmektedir.<br />
Kaygıyla ilgili fizyolojik belirtiler ve bunların ölçümü, bu belirtiler aynı zamanda zorlanmaya bağlı olarak da ortaya çıktığından, &#8220;zorlanma belirtileri&#8221; başlığı altında anlatılacaktır.<br />
Durumluk ve sürekli kaygının sözcüklerle anlatımını ve bu anlatıma dayanarak kaygı düzeyini ölçmek için bulunan dereceli ölçeklerin en önemlisi ve günümüzde de kullanılanı, Spielberger ve arkadaşlarının geliştirdikleri ölçektir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.saglikgunlugu.com%2Fstres-ve-kaygi&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikgunlugu.com/stres-ve-kaygi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres ve Kişilik</title>
		<link>http://www.saglikgunlugu.com/stres-ve-kisilik</link>
		<comments>http://www.saglikgunlugu.com/stres-ve-kisilik#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 07:10:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Stres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikgunlugu.com/?p=1013</guid>
		<description><![CDATA[Stres ve Kişilik Kişiliğin tüm katmanlarında zorlanmaya yatkın öğeler, özellikle bulunmaktadır. Kişilik bu katmanların birleşip bütünleşmesi sonucu oluştuğuna göre, sö?konusu öğelerin de birleşip bütünleşmesi zorlanmaya yatkın kişilik yapısını oluşturur. Katılımdan bilişsel işlevlere dek yatkınlık öğelerini toplarsak şöyle bir kişilikle karşılaşırız: — Sürekli kaygı düzeyinin yüksek olması. — Kaygı, kızgınlık gibi elem doğrultusunda artmış kaygı durumu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Stres ve Kişilik</h1>
<p>Kişiliğin tüm katmanlarında zorlanmaya yatkın öğeler, özellikle bulunmaktadır. Kişilik bu katmanların birleşip bütünleşmesi sonucu oluştuğuna göre, sö?konusu öğelerin de birleşip bütünleşmesi zorlanmaya yatkın kişilik yapısını oluşturur.<br />
Katılımdan bilişsel işlevlere dek yatkınlık öğelerini toplarsak şöyle bir kişilikle karşılaşırız:<br />
— Sürekli kaygı düzeyinin yüksek olması.<br />
— Kaygı, kızgınlık gibi elem doğrultusunda artmış kaygı durumu.<br />
— Sürekli bastırılan denetlenen, engellenen, ertelenen duygu ve düşünceler.<br />
— Başkalarına ve kendisine güvensizlik.<br />
— Sürekli olarak eksiksiz, kusursuz, tam ve yetkin gözükme çabası.<br />
— Saplantılı ve takınaklı düşünceler ve bunları eyleme dönüştürme girişimi.<br />
— Aşırı, sonu gelmeyen, bitmez tükenmez amaçlar, beklentiler, istekler.<br />
— Bulunduğu konumu değiştirme çabası.<br />
— ilkelere, kurallara bağımlılık, hatta bunların tutsağı olma.<br />
— Çalışma ve çabayı yeterli bulamama. Yaratıcı olmama, yarattıklarından mutluluk duymama.<br />
— Aşırı çaba ve çalışma eğilimi.<br />
zorlanmaya yatkın kişilik yapısı olanlarda aşın baskı yapan bir üst benzerlik söz konusudur, üst benliğin bu aşırı denetimi ve engelleyici baskısı, güdülerin çatışma ve çelişmesinden kaynaklanan enerjinin biçim ve yol değiştirmesine neden olur. Böylece saplantılı, takıntılı tipler ortaya çıkar. Yapılan araştırmalar yüklenme ve zorlanmaya yatkın insanların çoğunlukla saplantılı, takınaklı düşünceleri olanlar arasında bulunduğunu göstermiştir. Başka bir deyişle, zorlanmaya yatkın olanlarda obsessif-kompulsif nevrozu andıran kişilik yapısı söz konusudur. Bu tiplerde yapılan kişilik testleri de bu görüşü doğrulamıştır.<br />
zararlı, zorlayıcı etkenlerden kolay etkilenen insanların çevrelerinde bulunan kişiler, nesneler ve olaylarla bağlantı kurmaları zordur, öte yandan bu tip insanlar, insanlararası ilişkilerinde, kendi koydukları ilke ve kurallara sıkı sıkıya bağlı davranış ve tutumu benimsemişlerdir. Esnek ve hoşgörülü değildirler.<br />
Bu özellikleri nedeniyle, başkalarıyla içinde bulundukları çevreyle, ortamla kolay ve rahat iletişim kurup sürdüremezler. Bulundukları çevreye ortama zor uyum sağlarlar. Eğlencede, evde, işde, kendi koydukları, sıkı sıkıya bağlı oldukları ilkelerle ve kurallarla çatışan durumlardan çabuk ve kolay etkilenir, kaygıya düşerler.<br />
Zorlanmaya yatkın kişiler gerçeği anlamak, denemek, denetlemek ve tanımak isterler. Gerçeği anlamak için yaptıkları girişimlerde engelle karşılaşınca, denemeler başarısızlıkla sonuçlanınca, denetlemeler yetersiz kalınca, tanımlar hatalı olunca, zorlanmayı kolaylaştıran doğal ruhsal ya da toplumsal etkenler ortaya çıkar. Anlamak, öğrenmek amacıyla, kendisini ilgilendirsin ilgilendirmesin, her olayın içine giren bir insanın zararlı, zorlayıcı bir etkenle karşılaşma olasılığı daha çoktur. Bu tip bir insan, gereksiz yere kavgaya karışıp dayak yer, tartışmaya karışıp öfkelenir, tehlikeli duruma düşüp korkar. Sonuç olarak, ruhsal ve toplumsal nitelikli iletilerin çoğu benliğin bu özelikleri nedeniyle kolayca zarar veren, zorlayan etken niteliği alır.<br />
Zorlanmaya yatkın kişilik yapısının özelliklerini araştıran birçok araştırma ve çalışma yapılmıştır. 1970&#8242;lî yılların sonunda ABD&#8217;de Tu-bey bu araştırma ve çalışmaları gözden geçirerek, insanları A,B,C, olarak üç ayrı tipe ayırmıştır. Araştırmacı, A tipinin ve zorlanmaya çok yatkın olduğunu, C tipinin yatkınlık gösterebileceğini belirtmiş, B tipinin zorlanmadan en az etkilendiğini ileri sürmüştür.<br />
Tubey&#8217;i izleyen araştırmacılar bu tiplerin özellikleri üzerinde dururken, tiplerin boyutlarını belirleyecek ölçekler geliştirmişler,ayrı-ca zorlanmaya bağlı çeşitli bedensel ve ruhsal hastalıklarla bu tip arasındaki ilişkiyi de incelemişlerdir. Böylece tiplerin özelliklerini ortaya çıkaracak, ölçecek birçok dereceli ölçek bulunmuş, bu tiplerin zorlanmayla ilişkili çeşitli bedensel, ruhsal hastalıklara yatkınlığı araştırılmıştır. Bu amaçla hazırlanmış olan dereceli ölçeklerdeki toplam puanlara göre A,B,c tipleri saptanabilmektedir.<br />
Zorlanmaya yatkınlık bakımından A,B,C gibi üç ayrı tipe ayrılan insanlar, bu tiplerin eğilimlerine, özelliklerine göre davranırlar. Bu davranış biçimleri onların başkalarıyla, nesnelerle, olaylarla bağlantısını, ilişkisini saptar. Dış ve iç ortamdan gelen iletiler bu bağlantı ve ilişki doğrultusunda değerlendirilir.<br />
Hiçbir insan bu tiplerden birine özgü tüm davranış biçimlerini göstermez. Bir tipte öteki tiplerin davranış biçimleri de bulunabilir, örnek olarak, A tipi olan bir insan B, hatta C tipi davranış biçimlerinden özellikler taşıyabilir. Davranış özelliklerinin ağır basması, etkinlik kazanmasıdır.<br />
zorlanmaya ve zorlanmayla ilgili bedensel ve ruhsal hastalıklara en açık ve yatkın olan A tipinin özellikleri üzerinde kısaca durmak istiyorum.<br />
Atipindeolan insanlar başkalarıyla, nesnelerle, olaylarla kendi saplantı ve takıntıları doğrultusunda ilişki kurarlar. &#8220;Benmerkezli&#8221; iletişim biçimleri kişiliklerinin temelini oluşturur. &#8220;Bildiğini okur&#8221;, &#8220;bildiğinden şaşmaz&#8221;, &#8220;bildiğini yapar&#8221;, &#8220;kafasının dikine gider&#8221; devimlerine uygun biçimde davranırlar. Bir ko.nuyu, sorunu başkalarına danışmaktan, onlarla konuşup tartışmaktan hoşlanmazlar. Duygularını, düşüncelerini açıklamaktan kaçınırlar. Yaptıkları işi ciddiye alırlar. Başladıkları işi sonlandırmaya çalışırlar. Ancak aynı anda birçok işe birden giriştiklerinden, çalışma güçleri, çabaları dağılır. Başta çalışma ve iş olmak üzere her alanda, her konuda ayrıntılı düşünüp eksiksiz, hatasız davranmak isterler. Bu yüzden kimi kez ana konuyu kaybedip, ayrıntılar üzerinde boş yere çaba ve zaman harcarlar, verdikleri sözü tutmaya çalışırlar. Ama kimi kez aynı anda birkaç işi birden yapmak istediklerinden, bunu başaramazlar. Başkalarını bekletir, kendileri beklemekten hoşlanmazlar.<br />
Coşkulu, jestli, mimikli ve çok konuşurlar. Başkalarını dinlemekten hoşlanmazlar, onların sözünü kesip konuşmayı kendileri tamamlarlar. Hızlı hareket ederler. Yemeleri, yürümeleri, araba kullanmaları bile bir yere yetişecekmiş gibi çabuktur. Her zaman aceleci davranırlar. Sabırsızdırlar, zamanla yarışırlar, sorumluluklarının sınırlarını belirleyemezler. Yaptıkları her işte, hatta eğlencede, gezmede, yan uğraşlarda bile başkalarıyla yarışmak, onları geçmek, yemek, üstünlüklerini kanıtlamak isterler. Başarılarını sayısal, somut kazançlarla değerlendirirler. Yaptıkları işlerden başkalarından övgü beklerler.<br />
B tipinde olan insanlaryumuşak başlı &#8220;dır. Başkalarıyla, nesnelerle, olaylarla kolay iletişim kurarlar. Başkalarıyla konuşup tartışırlar. Duygularını düşüncelerini açık seçik ortaya koyarlar. Planlı, programlı çalışırlar. Başladıkları işi sonlandırmadan başka işe girişmezler. Her alanda başarılı ve becerikli olmadıklarını kabul ederler.<br />
Sabırlı ve hoşgörülüdürler. Sakin, yavaş ve yumuşak bir ses tonuyla konuşurlar. Konuşurken sözcükleri, cümleleri özenle seçerler. Başkalarını dinlemeye, anlamaya çalışırlar. Yavaş, ölçülü hareket ederler. Yarışmaktan, her alanda üstün olmaktan, üstün yanlarını belirtmekten hoşlanmazlar. Yaptıkları işin önce kendilerini memnun ve mutlu kılmasını beklerler. Aynı zamanda da başarılarının hem kendilerine, hem arkadaşlarına huzur, mutluluk ve rahatlık vermesini isterler, zamanla yarışmazlar. Kendilerine zaman sınırlaması koymazlar. Zamanı iyi kullanırlar. Sorumluluklarının sınırlarını iyi belirlerler.<br />
c Tipi ise, A ve B tipleri arasında yer alır. Bu iki tipe ilişkin özelliklerin bir bölümünü içerir.<br />
zorlanma ve zorlanmayla bağlantılı olduğu kabul edilen bedensel, ruhsal hastalıklarla, zorlanmaya açık, yatkın olan A tipi arasındaki neden sonuç ilişkisini gösteren birçok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmaların çoğu, A tipiyle kan basıncı yüksekliği, kalbi besleyen koroner damarların daralması ve tıkanmasına bağlı hastalıklar üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu hastalıkları geçirenler incelenmiş, geriye dönük değerlendirme yapılarak bunlarda A,B,C tiplerinin sıklığı araştırılmıştır. Bu araştırmalar A tipi davranış biçimi olanların bu tür hastalıklara daha yatkın olduğu sonucunu vermiştir. Böylece A tipi kişilik bu tür hastalıkları artıran, kolaylaştıran bir risk etkeni olarak kabul edilmiştir.<br />
Geriye dönük araştırmaların sonucunu doğrulayan ileriye yönelik araştırmalar da yapılmıştır. Bu tür araştırmalarda 40-60 yaş dilimleri arasında yer alan deneklerin tipleri saptanmıştır. Bu denekler izlenmiş hekimler tarafından kan bısıncı yüksekliği, kalbi besleyen damarların daralması ve tıkanmasına bağlı hastalıklı tanısı konulanların da öne belirlenmiş tiplerle ilişki oranı hesaplanmıştır. Sonuçta bu tür hastalık geçirenlerin % 70&#8242;inde, daha önce A tipi davranış biçimi olduğu görülmüştür.<br />
Öte yandan tiplerle, kalbi besleyen damarların daralmasına, tıkanmasına yol açan risk etkenleri arasındaki İlişkiler de araştırılmıştır. Bu etkenler arasında ön planda yer alan cinsiyet, yaş, kalıtım, kan basıncının yüksekliği, kanda şeker, lipid, yağ, trigliserid düzeyi yüksekliği, alkol, sigara, beslenme biçimi, şişmanlık, hareketsizlik gibi etkenlerin, a tipinde daha sıkılıkla görüldüğü saptanmıştır. Ancak bu riskleri taşıyan B tipinde bulunan insanların bu tür hastalıklara daha az yakalandıkları da saptanmıştır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.saglikgunlugu.com%2Fstres-ve-kisilik&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikgunlugu.com/stres-ve-kisilik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres Yaratan Etkenler</title>
		<link>http://www.saglikgunlugu.com/stres-yaratan-etkenler</link>
		<comments>http://www.saglikgunlugu.com/stres-yaratan-etkenler#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 07:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Stres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikgunlugu.com/?p=1011</guid>
		<description><![CDATA[Stres Yaratan Etkenler Hık ve aznemli bahar havası insana huzur ve rahatlık verir. ısı ve nem oranı yükseldikçe insanın bedensel gücü azalır. Hareketleri zorlaşır, çabası, ilgisi, isteği kaybolur. Havadaki ısı ve nem oranı daha fazla yükselirse bitkinlik, halsizlik, yorgunluk artar. Ruhsal yaşantı bozulur. Endişe ve korkudan paniğe kadar varan türlü ruhsal belirtiler ortaya çıkar, sonunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Stres Yaratan Etkenler</h1>
<p>Hık ve aznemli bahar havası insana huzur ve rahatlık verir. ısı ve nem oranı yükseldikçe insanın bedensel gücü azalır. Hareketleri zorlaşır, çabası, ilgisi, isteği kaybolur.<br />
Havadaki ısı ve nem oranı daha fazla yükselirse bitkinlik, halsizlik, yorgunluk artar. Ruhsal yaşantı bozulur. Endişe ve korkudan paniğe kadar varan türlü ruhsal belirtiler ortaya çıkar, sonunda bedensel ve ruhsal çöküntü olur.<br />
çevre ve hava kirlenmesi yapan tozlar ve kimyasal maddeler organizma için zararlı etkendir. Bu tür maddelerin çok düşük oranları bile organizmayı olumsuz biçimde etkiler. Oran yükseldikçe zararlı etken olma özelliği artar.<br />
insanın kirden, pislikten, mikroptan korunması, temizliğine özen göstermesi sağlığını koruması için gereklidir. Ancak bu tür korkuların şiddetinin artması, süresinin uzaması insanın kaygılı, endişeli, sıkıntılı bir yaşam sürmesine yol açar. Böylece belirli öcüler içinde koruyucu etkisi olan korku, bu ölçülerin dışında İnsan için rahsal kaynaklı zararlı etken olur. insanın bedensel, ruhsal ve toplumsal uyumunu bozar. Hastalıklara yol açar.<br />
Birden bire ortaya çıkan, beklenmeyen, umulmayan duygulanım değişiklikleri ve coşkular da ruhsal kaynaklı zararlı etken olabilir.<br />
insan amaçlarına ulaşmak, başarılı olmak, saygınlık kazanmak için çalışır. Başkalarıyla yarışır, onları geçmek, önde bulunmak, üstün olmak için çaba harcar. Bu çabaların şiddeti artar, süresi uzarsa insanın endişesi, kaygısı, sıkıntısı da artar. Böylece toplumsal kaynaklı güdüler. Toplumsal kaynaklı zararlı etkene dönüşür.<br />
Bir ülkenin ekonomik, politik, sosyal yapısında birden bire ortaya çıkan değişiklikler; ihtilaller, savaşlar, terör olayları hemen bütün insanlar için toplumsal kaynaklı zararlı etkendir, insanları kortutur, yıldırır. insanların tüm yaşamını, uyumunu altüst eder.<br />
Görülüyor ki, insan bütün yaşamında zararlı etken niteliği alan ya da doğrudan doğruya zararlı etken olan fizyolojik, ruhsal, toplumsal iletilerle sürekli iletişim etkileşim durumundadır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.saglikgunlugu.com%2Fstres-yaratan-etkenler&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikgunlugu.com/stres-yaratan-etkenler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

