Spondilitis Ankilopoetika
Spondilitis Ankilopoetika
Eş İsimler: iltihaplı bel kemiği romatizması, Marie – strümpell Bech-terew hastalığı, primer spondilitis ankllopoetika, romatoid spondilit (yanlış bir terim), ankilozan spondilit.
Tanımı: Herhangi bir nedene bağlı olmadan gelişen, ön planda sak-roilyak ve omurga eklemlerini ve daha seyrek olarak etraf eklemlerini tutan kronik iitihabi bir romatizmadır.
Tarihçe ve önemli: Bu hastalığın izlerini M.ö. 3000 yıllarındaki Mısır mumyalarında bulmak mümkün olmuştur. Fakat hastalığın oldukça bilimsel incelemesi 17′nci asrın sonunda yapılmıştır. Hastalığın bugünkü ismi 20′nci asrın başında konmuştur. Bir ara ABD Romatizma Derneği tarafından hastalığın romatoid artritin bir türü olarak kabul edilmesi, yanlışlıkla “romatoid spondilit” isminin verilmesine neden olmuşsa da bu durum kısa bir süre sonra düzeltilmiştir. Bel kemiğinde aynı şekilde hastalık yapan hastalıklara “sekonder (ikincil) spondilitler” denir. Bunlar içine biraz önce belirttiğimiz psoriatik artrit, iitihabi bağırsak hastalıklarına bağlı artritler, Relter sendromu, Behçet hastalığı ve ailevi Akdeniz ateşi artritleri girer. Daha çok genç yaşlardaki erkekleri tutarak oldukça ağır fonksiyon kısıtlamalarına neden olan bu grup hastalıklar tüm dünya toplumları için önemli bir grubu oluşturmakta olup bunların başında da primer olan SA gelmektedir.
Sıklık: çeşitli ırk ve toplumlardaki sıklığı farklıdır. Binde 0.5 – 4 arasında değişmektedir. Erkekleri 3 – 4 defa fazla tutar. En çok 15 – 30 yaşlan arasında başlarsa da 4 – 5 yaşından itibaren her yaşta ortaya çıkabilir.
Nedeni: Kesin bir neden bilinmemektedir. Hastalığın ortaya çıkışında rol oynayan bir dış faktör bulunduğu zaman bu SA sekonder gruba girmektedir. Kalıtımın bu grup hastalıklardaki önemi eskiden beri anlaşılmış olup bu durum doku gruplarından HLA-B 27′nin sıklıkla birlikte oluşunun 1973 yılında kanıtlanmasından sonra daha da önem kazanmıştır. B27 antijeni primer SA’lı hastaların % 90′ında, genel toplumda ise % 5 -10 oranında bulunmakta olup, bu doku grubuna sahip olan her 5 kişiden Tinde SA gelişmektedir. Bugün için, primer S&’da, belki de, bağırsaktaki bazı mikropların (klebsiella) gizli bir hastalık yaparak, febris rö-matika’da olduğu gibi çapraz bağışıklık mekanizması ile SA yapabilecekleri görüşü taraftar kazanmaktadır.
Sınıflama:.SA biraz önce de belirttiğimiz gibi primer ve sekonder diye ikiye ayrıldığı gibi 15 yaşından önce veya sonra başladığına göre de çocuk (jüvenil) ve erişkin (adült) tipleri vardır.
Klinik özellikler: Genellikle 15-30 yaşlarında sinsi olarak başlar. Hastaların bir kısmı, bu yüzden hastalıklarının ne zaman başladıklarını bilemez, ilk şikâyetlerden bazıları şunlardır: Bel, arka kalça bölgesi ve siyati-ke benzeyen ağrılar, diz, ayak bileği, topuk altı ve arkasında ağrı ve bazen şiş. Bu ağrılarla beraber hareket kısıtlanması da vardır. Bazen, ağrı olmadığı halde gittikçe artan eğilme güçlüğü ve bağdaş kuramama durumu dikkati çeker. Daha ileriki dönemlerde sırt ve göğüs ağrıları, omuz ve çene eklemlerinde ağrı ve hareket güçlüğü görülebilir. Bazı hastalarda gözde orta tabakanın tekrarlayan akut iltihabı (üveit) gelişir. Uzun züreli vakalarda bazen kalpte ileti bozuklukları, nabız düzensizlikleri ve aort kapağında yetersizlik bulguları saptanabilir.
SA’lı hastaların sırt ve bel ağrıları daha çok gece sabaha karşı artar, hareketler azalır. Hastalık ilerledikçe hareket kabiliyeti daha da azalır ve hastanın başı öne doğru çıkık, sırtı kambur ve omurgası “baston yutmuş gibi”cesine hareketsizdir Göğüs solunumu azalmış ya da kaybolmuş, karın solunumu artmıştır.
Laboratuvar ve röntgen bulguları: Hafif bir kansızlık bulunabilir. Sedimantasyon genel olarak yüksektir. B27 doku antijeni % 90 vakada pozitiftir. Röntgen bulguları SA teşhis ve takibinde önem taşır. En erken ortaya çıkan ve teşhise yardım eden bulgular sakroilyak eklemlerdeki-lerdir. Her SA düşünülen hastanın özel pozisyonda (suprapubik) sakroilyak filmi çekilmelidir. Omurganın bel, sırt ve boyun bölgesindeki değişiklikler daha geç olarak ortaya çıkar. Hastalığın derecesini ve bazı ayrıntıları ortaya koymaya yarar. SA da, sık sık röntgen tetkiklerine başvurmak doğru değildir.
Teşhis ve ayırıcı teşhis: Tipik şikâyet ve bulguları olan bir vakada SA teşhisi koymak kolaydır, önemli olan, hafif ve atipik vakaları ortaya çıkarıp en kısa sürede tedavi programına alarak zaman kazanmaktır. Teşhis, sakroilyak eklemlerdeki röntgen değişikliklerine, sırt ve bel ağrılarının varlığına, bel ve göğüs hareketlerinin derecesine göre konur. Ayırıcı teşhiste, sekonder spondilitleri, bel fıtığı ve siyatik sendromunu, bel kemiği tüberkülozunu, artroz ve romatoid artriti göz önüne almak gerekir.
Gidiş: Hastaların çoğunda hastalık, yavaş fakat ilerleyici bir gidiş gösterir, ilk 10 yıl, hastalığın nasıl gideceği bakımından önemlidir. Kadınlarda hastalık daha yavaş gidişil ve hafiftir. Kalça, omuz ve omurganın ağır derecede tutulduğu, kalp ve akciğer lezyonların olduğu ve amiloidoz geliştiği vakaların durumu daha güçtür.
Tedavi: Hastalığın kesin bir tedavisi yoksa da uygun bir bakım ve tedavi hastanın daha ıstırapsız ve rahat bir hayat sürmesini sağlamaktadır. Tedavinin amacı ağrıyı azaltmak, deformiteleri önlemek, fonksiyonel gücü korumak ya da artırmaktır. SA tedavisinde uygulanacak belli başlı tedavi yöntemleri şunlardır:
1— Genel tedavi yöntemleri: Hasta ve ailesinin eğitimi, hastaya psikolojik destek verilmesi, İyi bir beslenmenin sağlanması, destekleyici tedavilerin yapılması, uygun ve yeterli dinlenme ve uygun işe yerleştirme bu gruba girer.
2— İlaç tedavisi: SA’lı hastalar çoğu zaman ilaç almak zorundadırlar, iyi ayarlanmış bir ilaç tedavisi hastayı daha az ağrılı ve daha hareketli yapar. Hastalığın ilerlemesi de azaltılabilir. Aspirin az etkilidir. Kortizonsuz iltihap ilaçları içinde en çok yarar sağlayanlar fenilbutazon, indometa-sin, naproksen, diklofenak ve pirokslkam’dır. Bunlardan en çok yararlanılan ve uzun süre denenmiş olanı fenilbutazon ve türevleri olduğu halde, son yıllarda kan üzerine olan yan etkilerinin sık ve ciddi olabileceği göz önüne alınarak kullanılması kısıtlanmıştır. Kortizonlu ilaçların etkisi azdır. Romatoid artritte kullanılan yavaş etkili ilaçların ise SA’da yarar vermedikleri saptanmıştır.
3— Röntgen tedavisi: Eskiden çok kullanılmış ve çok yararlı sonuçlar alınmış olmasına mukabil kemik iliği üzerine olan zararlı etkileri nedeniyle hemen hemen kullanılmaz olmuştur. Her şeye rağmen kontrol altında, iyi ayarlanmış ve küçük bir bölgeye uzun yıl aralarla yapılabilir.
4— Fizik tedavi ve rehabilitasyon yöntemleri: Bel kemiği ve hasta eklemleri uygun duruş durumunda tutmak, bu duruşu sağlayacak egzersizler sağlamak (sert yatak, alçak yastıkta yatmak, zaman zaman yüzü koyun uzanmak, dik ve yüksek arkalıklı iskemlede oturmak vb.), aktif eklem hareketleri, yürüyüş, yüzme, derin solunum ve omurganın arkaya doğru olan (ekstansiyon) egzersizleri, bölgesel ve genel sıcak uygulamaları bu gruba girer.
