RSS
02 Temmuz 2009 | admin | 0 Yorum Var.

Stres ve Kaygı

Stres ve Kaygı

İnsanın ruhsal yaşamı, birbirinden ayrı olan ama birbirini tamamlayan iki alandan oluşur. Bunlar duygulanım ve bir sonraki bölümde ele alacağım bilişsel işlevlerdir (bilinç, dikkat, algı, bellek, düşünme gibi bilgiyle ilgili işlevler).
Duygulanım iç ve dış ortamdan gelen iletilerin, duygu alanındaki ruhsal yaşantıda yarattığı değişmelerin, etkilerin, tepkilerin bütünüdür, iletilerin hoşa gitmesi haz, hoşa gitmemesi elem doğrultusunda değişme ve etki yaratır, iz bırakır. Duygulanımın şiddeti arttıkça, duygular yoğunlaştıkça, coşku (heyecan) denilen durum ortaya çıkar.
sevgi, sevinç, neşe, umut, keyif durumu, esrime, aşırı coşkunluk, haz kapsamı içinde yer alan duygulanım ve coşku durumlarıdır. Elem doğrultusunda yer alan duygulanım ve coşku durumları da şöyle sıralanabilir: Acı, acıma, kaygı, kıskançlık, korku, baskı ve sıkışma durumu, manevi ejem^öfke, köpürme, aşırı coşku ve tedirginlik, aşırı sinir duyarlılığı.
zorlanmada elem doğrultusunda duygulanım ve coşku durumları ortaya çıkar. Zorlanmayla ilgili olan duygulanım ve coşku durumları, kaygı (arociety), öfke ve baskı, sıkışma (angoisse) olarak sıralanabilir.
Ruhbilim ve tıp alanında kaygıyla zorlanma arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk araştırmalar 1970′li yılların başlarında yapılmış, sonlarına doğru bu tür araştırmaların sayısı çığ gibi artmıştır.
Kaygıyı ve kaygıyla zorlanma arasındaki ilişkiyi anlatmadan önce, bu konuları içeren araştırmalarda, çalışmalarda, yazılarda çok rastlanan kavram karışıklığının üzerinde durmak istiyorum, bu kavram karşılığı kaygının zorlanmayla eşanlamda kullanılmasından; kimi yerde kaygı yerine zorlanma, kimi yerde zorlanma yerine kaygı kavramına yer verilmesinden kaynaklanmaktadır.
Birçok araştırmacı gibi, ben de bu iki kavramı birbirinden ayıran kesin sınırları çizdim ve her iki kavramın tanımlarıntayrı ayrı verdim. Buna göre kaygı, elem doğrultusunda bir duygulanım durumudur.
Bu duygulanım durumuyla zorlanma arasındaki ilişki iki biçimde olur. Dış ve iç ortamdan kaynaklanan zararlı etkenler organizmanın değişik alanlarında, yapılarında, işlevlerinde zorlanma yaratır. Ruhsal alanda ortaya çıkan zorlanma belirtisi ya da tepkisi, kaygı düzeyinin yükselmesidir. Zorlanma yaratan zararlı etkenin niceliğine ve nitetiğine göre, kaygı düzeyi doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak yükselir. Toplumsal kaynaklı zararlı etken önce ruhsal alanda kaygı düzeyini yükseltir. Kaygı düzeyinin yükselmesi organizmanın öteki alanlarına, yapılarına, işlevlerine yansır. Kan basıncı yükselir, kalp vurum sayısı artar, içsalgı bezlerinin işlevi aksar. Fizyolojik kaynaklı zararlı etken ise, önce organizmanın bitkisel sinir sistemi, içsalgı bezleri, kimyasal ileticiler, bağışıklık sistemi gibi yapılarını, işlevlerini etkiler ve organizmayı zorlar. Bu zorlanma ruhsal alana kaygı düzeyinin yükselmesiyle yansır.
öte yandan kaygı düzeyinin yükselmesi, ruhsal kaynaklı zararlı etken olarak değerlendirilir.
.Görülüyor ki, kaygı düzeyinin yükselmesi zorlanma sonucu ruhsal alanda ortaya çıkan bir tepki olup, aynı zamanda ruhsal kaynaklı zararlı etken olarak da rol oynamaktadır.
Birçok düşünür ve yazar XX. yüzyıla, özellikle bu yüzyılın ikinci yarısına “Kaygı çağı” (Age of Anxiety) adını vermiştir.
May, Levvis’in kaygıya ilişkin olarak saydığı özellikleri bir cümlede toplamıştır: “Kaygı, tehlikeyle karşılaşan insanın beceriksizlik ve çaresizlik duygusudur.”
Spielbergeri972′de kaygı kavramının aşağıdaki özelliklerini tanımlamıştır:
— Kaygı geleceğe yönelik endişe durumudur.
— Hoş olmayan bir duygulanım durumudur.
— Bu duygulanım durumunun duyumsanması insana elem verir.
— Bitkisel sinir sisteminde gerginlik yaratır.
Görülüyor ki, tüm ruhbilim öğretileri kaygı kavramını birbirinden farklı biçimde tanımlayıp yorumlamıştır, özetlenirse, ruhbilim açısından kaygı; dürtü, içgüdü, güdü, güdülenme, nitelik, tepki, uyaran olarak kabul edilmiştir.
spielberger öteki araştırmacılardan farklı olarak iki tip kaygı tanımlamıştır:
— Durumluk kaygı (State anxiety) (A-state) (Acute anxiety)
— Sürekli kaygı (Trait anxiety) (Chronic anxiety) Spielberger durumluk ve sürekli kaygı tiplerinin özelliklerini şöyle toplamıştır:
— Bu tip kaygı, insanın içinde bulunduğu durumu tehdit eden, tehlike yaratan biçiminde algılamasından, yorumlamasından kaynaklanır.
— Bu durum elem veren, hoş olmayan bir duygulanım durumu yaratır.
— Bu duygulanım durumu algılanır, anlaşılır, duyumsanır.
— Bu süreç içinde bilinç açık, haberdar ve uyanıktır.

— Bitkisel sinir sistemi işlevinde değişmeler olduğunu gösteren belirtiler ortaya çıkar.
Sürekli kaygı:
— Bu kaygı tipi, durumluk kaygıya oranla durağan ve süreklidir.
— Bu tip kaygının şiddeti ve süresi kişilik yapısına göre değişir.
— Kişilik yapısının kaygıya yatkın olması, sürekli kaygı düzeyini etkiler.
— insanların sürekli kaygı düzeylerinin birbirinden farklı olması, tehdit eden, tehlikeli durumun algılanmasını, anlaşılmasını, yorumlanmasını, tek sözcükle değerlendirilmesini değiştirir.
— Sürekli kaygı düzeyindeki bu değişiklik, durumluk kaygı düzeyini de değiştirir.
Spielbergerveonu izleyenler, durumluk ve sürekli kaygı durumu arasında durmaksızın süren iletişim ve etkileşim olduğunu doğrulamışlardır. Sürekli kaygı düzeyinin yüksek olması, durumluk kaygı düzeyini yükseltir. Durumluk kaygı düzeyinin yükselmesi ve süresinin uzaması da, sürekli kaygı düzeyini yükseltir.
zorlanmanın etkisi kişilik yapılarına göre değişir. Kaygının oluşmasında ve düzeyinin değişmesinde kişilik katmanları rol oynar. Kalıtımla aktarılan özellikler, cinsiyet, beden yapısı, mizaç, duygu durumu, zekâ, benlik, toplumsal rol ve yer, karakter, yaratıcılık gibi kişilik katmanlarının her birinde ayrı ayrı ortaya çıkan kaygı düzeylerinin toplamı, durumluk kaygı düzeyini oluşturur, insanların doğal ve toplumsal ortamla bağlantısı, iletişimi, etkileşimi sürekli kaygı düzeyinin yarattığı duygulanım ve buna bağlı zihinsel işlevlerle sürdürülür. Bu ortamlardan gelen iletilerin, uyaranların, ruhsal, toplumsal zararlı etken olarak değerlendirilmesi, sürekli kaygı düzeyine bağlıdır, öte yandan dış ortamdan gelen iletilerin, uyaranların, zararlı etkenlerin yarattığı anlık kaygı düzeyi de kişilik yapısıyla bağlantılıdır, örnek olarak, hava koşulları bitkisel sinir sistemi yoluyla insanı etkiler. Bu sistemin kişilik kat-maniarıyla iletişimi ve etkileşimi, bir yandan sıcağa ya da soğuğa karşı bedensel tepkiler oluştururken, öte yandan hava koşullarına bağlı olarak duygulanım alanında kaygı yaratır.
insanda durumluk ve sürekli kaygı düzeyinin ölçülmesi, zorlanma yaratan zararlı etkenler karşısında organizmanın durumuna ilişkin bilgi edinmemizi sağlar. Ancak bugüne dek kaygının düzeyini nesnel olarak ölçebilecek geçerli ve yeterli yöntemler bulunamamıştır.
Günümüzde kullanılan yöntemlerin başında, dehşet ve korku filmleri izleyen deneklerin gözlenmesi ve incelenmesi yer alır. Ancak bu durum yapay olduğundan, denekler kaygı ve korku veren durumlar yaşayacaklarını bildiklerinden, ölçüm gerçekçi olamaz.
Bu sakıncayı ortadan kaldırmak için, paraşütle atlayan, sınav kapısında bekleyen insanlar denek olarak kullanılmıştır. Böylece insanın içinde bulunduğu durumda ve ortamda ortaya çıkan durumluk doğal kaygı düzeyi ölçülmeye çalışılmıştır. ı\ie var ki, bu tür ölçümleri yapabilmek için kullanılan dereceli ölçeklerin, poligrafların, laboratu-var araç ve gereçlerinin söz konusu durumlarda uygulanması zor ol-duğundan, bu yöntemler de istenileni vermemiştir.
Deneklere amfetamin, isoprenalin, LSD, sodium laktat, yohimbin gibi maddeler verilerek de bu ölçümler denenmiştir. Ancak bu tür maddelerle yapılan ölçümler gerçekçi değildir. Deneğin algıladığı duygulanım durumunun kaygı olup olmadığı bile tartışılabilir, üstelik bu tür maddelerin deney amacıyla insanlara uygulanması tıp ahlâkına uymaz.
Maddeli ve maddesiz, doğla ve yapay koşullar içinde yapılan tüm kaygı ve kaygı düzeyi araştırmalarında, bu durumun yarattığı duyumsamanın öznel olarak ölçülmesi amacıyla dereceli ölçekler kullanılmaktadır.
Kaygı durumunda ortaya çıkan bedelsel değişmeleri saptamak için; kan basıncını, kalp vurumunu, solunum sayısını, deri direncini, pupilla değişmelerini, bazal metabolizmayı, ter miktarını ve beyin elektriğini, aynı anda eşzamanlı olarak yazan poligraflardan yararlanılır.
Kaygı durumunda kanda ve idrarda bulunan maddelerin niceliğinde ve niteliğindeki değişmelerle, bu duruma bağlı yeni maddelerin oluşup oluşmadığı da, çeşitli biyokimyasal yöntemlerle belirlenmektedir.
Bu tür yöntemlerle yapılan araştırmalar, kaygı duyan insanlarda sempatik sinir sistemi geriliminin arttığını, kandaki adrenalin, norad-renalin düzeyinin yükseldiğini, bu maddelere ilişkin parçalanma ürünlerinin idrarda bollaştığını göstermiştir. Durumluk kaygı düzeyinin değişmesiyle söz konusu değişiklikler arasında doğru orantılı bir bağlantı bulunmuştur. Bugün kaygının organizmaya sempatik sinir sistemi ve adrenalinle yansıdığı-kabul edilmektedir.
Kaygıyla ilgili fizyolojik belirtiler ve bunların ölçümü, bu belirtiler aynı zamanda zorlanmaya bağlı olarak da ortaya çıktığından, “zorlanma belirtileri” başlığı altında anlatılacaktır.
Durumluk ve sürekli kaygının sözcüklerle anlatımını ve bu anlatıma dayanarak kaygı düzeyini ölçmek için bulunan dereceli ölçeklerin en önemlisi ve günümüzde de kullanılanı, Spielberger ve arkadaşlarının geliştirdikleri ölçektir.

RSSYorum Yaz  |  Trackback URL