Stres ve Kişilik
Stres ve Kişilik
Kişiliğin tüm katmanlarında zorlanmaya yatkın öğeler, özellikle bulunmaktadır. Kişilik bu katmanların birleşip bütünleşmesi sonucu oluştuğuna göre, sö?konusu öğelerin de birleşip bütünleşmesi zorlanmaya yatkın kişilik yapısını oluşturur.
Katılımdan bilişsel işlevlere dek yatkınlık öğelerini toplarsak şöyle bir kişilikle karşılaşırız:
— Sürekli kaygı düzeyinin yüksek olması.
— Kaygı, kızgınlık gibi elem doğrultusunda artmış kaygı durumu.
— Sürekli bastırılan denetlenen, engellenen, ertelenen duygu ve düşünceler.
— Başkalarına ve kendisine güvensizlik.
— Sürekli olarak eksiksiz, kusursuz, tam ve yetkin gözükme çabası.
— Saplantılı ve takınaklı düşünceler ve bunları eyleme dönüştürme girişimi.
— Aşırı, sonu gelmeyen, bitmez tükenmez amaçlar, beklentiler, istekler.
— Bulunduğu konumu değiştirme çabası.
— ilkelere, kurallara bağımlılık, hatta bunların tutsağı olma.
— Çalışma ve çabayı yeterli bulamama. Yaratıcı olmama, yarattıklarından mutluluk duymama.
— Aşırı çaba ve çalışma eğilimi.
zorlanmaya yatkın kişilik yapısı olanlarda aşın baskı yapan bir üst benzerlik söz konusudur, üst benliğin bu aşırı denetimi ve engelleyici baskısı, güdülerin çatışma ve çelişmesinden kaynaklanan enerjinin biçim ve yol değiştirmesine neden olur. Böylece saplantılı, takıntılı tipler ortaya çıkar. Yapılan araştırmalar yüklenme ve zorlanmaya yatkın insanların çoğunlukla saplantılı, takınaklı düşünceleri olanlar arasında bulunduğunu göstermiştir. Başka bir deyişle, zorlanmaya yatkın olanlarda obsessif-kompulsif nevrozu andıran kişilik yapısı söz konusudur. Bu tiplerde yapılan kişilik testleri de bu görüşü doğrulamıştır.
zararlı, zorlayıcı etkenlerden kolay etkilenen insanların çevrelerinde bulunan kişiler, nesneler ve olaylarla bağlantı kurmaları zordur, öte yandan bu tip insanlar, insanlararası ilişkilerinde, kendi koydukları ilke ve kurallara sıkı sıkıya bağlı davranış ve tutumu benimsemişlerdir. Esnek ve hoşgörülü değildirler.
Bu özellikleri nedeniyle, başkalarıyla içinde bulundukları çevreyle, ortamla kolay ve rahat iletişim kurup sürdüremezler. Bulundukları çevreye ortama zor uyum sağlarlar. Eğlencede, evde, işde, kendi koydukları, sıkı sıkıya bağlı oldukları ilkelerle ve kurallarla çatışan durumlardan çabuk ve kolay etkilenir, kaygıya düşerler.
Zorlanmaya yatkın kişiler gerçeği anlamak, denemek, denetlemek ve tanımak isterler. Gerçeği anlamak için yaptıkları girişimlerde engelle karşılaşınca, denemeler başarısızlıkla sonuçlanınca, denetlemeler yetersiz kalınca, tanımlar hatalı olunca, zorlanmayı kolaylaştıran doğal ruhsal ya da toplumsal etkenler ortaya çıkar. Anlamak, öğrenmek amacıyla, kendisini ilgilendirsin ilgilendirmesin, her olayın içine giren bir insanın zararlı, zorlayıcı bir etkenle karşılaşma olasılığı daha çoktur. Bu tip bir insan, gereksiz yere kavgaya karışıp dayak yer, tartışmaya karışıp öfkelenir, tehlikeli duruma düşüp korkar. Sonuç olarak, ruhsal ve toplumsal nitelikli iletilerin çoğu benliğin bu özelikleri nedeniyle kolayca zarar veren, zorlayan etken niteliği alır.
Zorlanmaya yatkın kişilik yapısının özelliklerini araştıran birçok araştırma ve çalışma yapılmıştır. 1970′lî yılların sonunda ABD’de Tu-bey bu araştırma ve çalışmaları gözden geçirerek, insanları A,B,C, olarak üç ayrı tipe ayırmıştır. Araştırmacı, A tipinin ve zorlanmaya çok yatkın olduğunu, C tipinin yatkınlık gösterebileceğini belirtmiş, B tipinin zorlanmadan en az etkilendiğini ileri sürmüştür.
Tubey’i izleyen araştırmacılar bu tiplerin özellikleri üzerinde dururken, tiplerin boyutlarını belirleyecek ölçekler geliştirmişler,ayrı-ca zorlanmaya bağlı çeşitli bedensel ve ruhsal hastalıklarla bu tip arasındaki ilişkiyi de incelemişlerdir. Böylece tiplerin özelliklerini ortaya çıkaracak, ölçecek birçok dereceli ölçek bulunmuş, bu tiplerin zorlanmayla ilişkili çeşitli bedensel, ruhsal hastalıklara yatkınlığı araştırılmıştır. Bu amaçla hazırlanmış olan dereceli ölçeklerdeki toplam puanlara göre A,B,c tipleri saptanabilmektedir.
Zorlanmaya yatkınlık bakımından A,B,C gibi üç ayrı tipe ayrılan insanlar, bu tiplerin eğilimlerine, özelliklerine göre davranırlar. Bu davranış biçimleri onların başkalarıyla, nesnelerle, olaylarla bağlantısını, ilişkisini saptar. Dış ve iç ortamdan gelen iletiler bu bağlantı ve ilişki doğrultusunda değerlendirilir.
Hiçbir insan bu tiplerden birine özgü tüm davranış biçimlerini göstermez. Bir tipte öteki tiplerin davranış biçimleri de bulunabilir, örnek olarak, A tipi olan bir insan B, hatta C tipi davranış biçimlerinden özellikler taşıyabilir. Davranış özelliklerinin ağır basması, etkinlik kazanmasıdır.
zorlanmaya ve zorlanmayla ilgili bedensel ve ruhsal hastalıklara en açık ve yatkın olan A tipinin özellikleri üzerinde kısaca durmak istiyorum.
Atipindeolan insanlar başkalarıyla, nesnelerle, olaylarla kendi saplantı ve takıntıları doğrultusunda ilişki kurarlar. “Benmerkezli” iletişim biçimleri kişiliklerinin temelini oluşturur. “Bildiğini okur”, “bildiğinden şaşmaz”, “bildiğini yapar”, “kafasının dikine gider” devimlerine uygun biçimde davranırlar. Bir ko.nuyu, sorunu başkalarına danışmaktan, onlarla konuşup tartışmaktan hoşlanmazlar. Duygularını, düşüncelerini açıklamaktan kaçınırlar. Yaptıkları işi ciddiye alırlar. Başladıkları işi sonlandırmaya çalışırlar. Ancak aynı anda birçok işe birden giriştiklerinden, çalışma güçleri, çabaları dağılır. Başta çalışma ve iş olmak üzere her alanda, her konuda ayrıntılı düşünüp eksiksiz, hatasız davranmak isterler. Bu yüzden kimi kez ana konuyu kaybedip, ayrıntılar üzerinde boş yere çaba ve zaman harcarlar, verdikleri sözü tutmaya çalışırlar. Ama kimi kez aynı anda birkaç işi birden yapmak istediklerinden, bunu başaramazlar. Başkalarını bekletir, kendileri beklemekten hoşlanmazlar.
Coşkulu, jestli, mimikli ve çok konuşurlar. Başkalarını dinlemekten hoşlanmazlar, onların sözünü kesip konuşmayı kendileri tamamlarlar. Hızlı hareket ederler. Yemeleri, yürümeleri, araba kullanmaları bile bir yere yetişecekmiş gibi çabuktur. Her zaman aceleci davranırlar. Sabırsızdırlar, zamanla yarışırlar, sorumluluklarının sınırlarını belirleyemezler. Yaptıkları her işte, hatta eğlencede, gezmede, yan uğraşlarda bile başkalarıyla yarışmak, onları geçmek, yemek, üstünlüklerini kanıtlamak isterler. Başarılarını sayısal, somut kazançlarla değerlendirirler. Yaptıkları işlerden başkalarından övgü beklerler.
B tipinde olan insanlaryumuşak başlı “dır. Başkalarıyla, nesnelerle, olaylarla kolay iletişim kurarlar. Başkalarıyla konuşup tartışırlar. Duygularını düşüncelerini açık seçik ortaya koyarlar. Planlı, programlı çalışırlar. Başladıkları işi sonlandırmadan başka işe girişmezler. Her alanda başarılı ve becerikli olmadıklarını kabul ederler.
Sabırlı ve hoşgörülüdürler. Sakin, yavaş ve yumuşak bir ses tonuyla konuşurlar. Konuşurken sözcükleri, cümleleri özenle seçerler. Başkalarını dinlemeye, anlamaya çalışırlar. Yavaş, ölçülü hareket ederler. Yarışmaktan, her alanda üstün olmaktan, üstün yanlarını belirtmekten hoşlanmazlar. Yaptıkları işin önce kendilerini memnun ve mutlu kılmasını beklerler. Aynı zamanda da başarılarının hem kendilerine, hem arkadaşlarına huzur, mutluluk ve rahatlık vermesini isterler, zamanla yarışmazlar. Kendilerine zaman sınırlaması koymazlar. Zamanı iyi kullanırlar. Sorumluluklarının sınırlarını iyi belirlerler.
c Tipi ise, A ve B tipleri arasında yer alır. Bu iki tipe ilişkin özelliklerin bir bölümünü içerir.
zorlanma ve zorlanmayla bağlantılı olduğu kabul edilen bedensel, ruhsal hastalıklarla, zorlanmaya açık, yatkın olan A tipi arasındaki neden sonuç ilişkisini gösteren birçok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmaların çoğu, A tipiyle kan basıncı yüksekliği, kalbi besleyen koroner damarların daralması ve tıkanmasına bağlı hastalıklar üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu hastalıkları geçirenler incelenmiş, geriye dönük değerlendirme yapılarak bunlarda A,B,C tiplerinin sıklığı araştırılmıştır. Bu araştırmalar A tipi davranış biçimi olanların bu tür hastalıklara daha yatkın olduğu sonucunu vermiştir. Böylece A tipi kişilik bu tür hastalıkları artıran, kolaylaştıran bir risk etkeni olarak kabul edilmiştir.
Geriye dönük araştırmaların sonucunu doğrulayan ileriye yönelik araştırmalar da yapılmıştır. Bu tür araştırmalarda 40-60 yaş dilimleri arasında yer alan deneklerin tipleri saptanmıştır. Bu denekler izlenmiş hekimler tarafından kan bısıncı yüksekliği, kalbi besleyen damarların daralması ve tıkanmasına bağlı hastalıklı tanısı konulanların da öne belirlenmiş tiplerle ilişki oranı hesaplanmıştır. Sonuçta bu tür hastalık geçirenlerin % 70′inde, daha önce A tipi davranış biçimi olduğu görülmüştür.
Öte yandan tiplerle, kalbi besleyen damarların daralmasına, tıkanmasına yol açan risk etkenleri arasındaki İlişkiler de araştırılmıştır. Bu etkenler arasında ön planda yer alan cinsiyet, yaş, kalıtım, kan basıncının yüksekliği, kanda şeker, lipid, yağ, trigliserid düzeyi yüksekliği, alkol, sigara, beslenme biçimi, şişmanlık, hareketsizlik gibi etkenlerin, a tipinde daha sıkılıkla görüldüğü saptanmıştır. Ancak bu riskleri taşıyan B tipinde bulunan insanların bu tür hastalıklara daha az yakalandıkları da saptanmıştır.
